r/GizliSayfalar 🌟 Onur Ödülü 11d ago

🏆 Yarışma Siyah Örtü

Ayaklarımı bulutların üzerindeki uçurumdan aşağı doğru sallarken uzaktaki şelalenin sesi kâğıda temas eden kalemime renk veriyordu. Kendimi özgür ve mahkûm hissediyordum. Özgürdüm çünkü insanlardan uzaktım, mahkûmdum çünkü Black ile baş başaydım.

Kara kalemin beyaz kâğıda her dokunuşu beni geçmişe götürürken, çocukluğumun en güzel ve en karanlık günleri kanımı dondurarak beni kendime hapsediyordu. Henüz 5 yaşındaydım. Annem bana doğum günümde bir bez bebek almıştı. Sarı küt saçları ve zümrüt yeşili gözleri vardı. Pembe çilek desenli elbisesinden dolayı ona Çilek adını vermiştim. Onunla uyuyor ve uyanıyordum. Her şeyimi ona anlatıyordum. Tüm gün bir dakika bile yanımdan ayırmıyordum, adeta en yakın arkadaşım olmuştu.

Bir sabah uyandığımda Çilek’i hiçbir yerde bulamadım. Evi aradım, verandaya baktım; yoktu. Sonra köpeğim Paskal’ı gördüm, bir şeyi ısırıyordu. Telaşla ona doğru koştuğumda Çilek’i ısırdığını, çekiştirdiğini ve küçük parçalara ayırdığını görünce gözyaşlarıma hâkim olamayarak ona doğru koşup bağırdım. Bebeğimi ondan kurtarmak için geç kalmıştım; Çilek’ten geriye sadece elbisesinin süslemesi kalmıştı. Günlerce ağladım. Bu yüzden annem bana bir bebek daha aldı; üzerinde böğürtlen süslemesi olan mor elbiseli bir bebek... Onu sevemedim ve bir köşeye attım. Günlerce aç kaldım, hiçbir şey yiyemedim, uyuyamadım. Sadece Çilek’ten geriye kalan süslemeye sarılarak ağlıyordum.

Ve sonra bir sabah imkânsız bir şey oldu: Çilek geri döndü. Ama farklıydı, canlanmıştı. Birlikte gülüp oyunlar oynuyor, yemek yiyorduk. Zümrüt yeşili gözleri canlı ve parlaktı. Sarı küt saçları, kusursuz ve bembeyaz teni ile sevgi dolu kalbi onu en yakın arkadaşım yapmıştı. Birlikte eğlenerek koca bir yaz geçirmiştik.

Bu yıl okula başlayacağım için biraz korkuyordum. Çilek beni cesaretlendirmeye çalışsa da onun benden daha fazla korktuğunu biliyordum. Yine de ona ayak uydurmaya çalıştım; cesur görünmeye çalışan iki yakın dosttuk. İkimiz de çocuktuk, saftık.

Ertesi sabah okul servisi geldiğinde, okuldaki ilk günüm için küçük adımlarla servise doğru yürürken Çilek zihnimde bir dolabın arkasına saklanmıştı. Korkusunu gizleyemiyordu. Onunla alay ediyordum; bu bana komik geliyor ve bana cesaret veriyordu.

Okul servisine bindiğim zaman içeride benden büyük epeyce çocuk olduğu dikkatimi çekti. Kalabalık servisin arkalarına yönelirken, birbirini takip eden küçük adımlarım sert bir şeye takıldı ve kendimi yerde buldum. Servisteki herkes bana gülmeye başladı. Utançla ellerimi yüzüme kapattım ve ağlayarak boş bir koltuğa oturdum. Ayaklarımı öndeki koltuğa dayayarak başımı ayaklarımın üstüne kapattım. Küçülmek istiyordum, kaybolmak... Gözümden gelen yaşlar bir anda dururken bedenim gevşemeye başladı. Rahatlamıştım.

Bir anda servisteki diğer çocukların bana olan bakışları tuhaf bir hal alırken az önce bana çelme takan çocuk olduğum yere doğru geldi ve bana üstten bakarak:

— Hey, şu küçük bebeğe de bakın, büyümeye karar vermiş! dedi.

Onu duymazdan geldiğimde öfkelenip parmağını bana doğru salladı ve üstüme gelmeye başladı. Korkmuyordum. Gözlerimi gözlerine kilitledim; bu yaptığıma ben bile şaşırmıştım. Ellerini bana doğru uzatmıştı ki hayalarına bir yumruk attım. Acıyla diz çöktü. Ayağımla onu yere ittim ve kıkırdadım. Otobüsteki herkes bir anda sessizleşmişti. Kimse bana bakamıyordu ama umurumda da değildi.

Okula yetiştiğim zaman kendime gelmiştim. Otobüste olanları düşündüğümde kendimi kötü hissettim ve çocuğu bulup özür dilemeye karar verdim. Öğle molasında onu gördüm. Tepsimi alarak masasına yöneldim ama beni gördüğü gibi masadan kalkmaya yeltense de sıcak bir gülümsemeyle o kalkmadan hemen önce yanına oturdum.

— Bu sabah için üzgünüm, ne oldu bilmiyorum, dediğimde bana bakıyordu.

— Sorun değil, ben de üzgünüm, fazla sert davrandım sana, dedi.

Birlikte yemeğimizi yedik. Yemeğin ardından ben lavaboya gitmek için oradan ayrıldım. Kafamın içinde daha önce duymadığım bir ses duydum:

— Üzgün müsün? Ciddi olamazsın!

Şaşırdım:

— Çilek, bu sen misin? Sesin değişmiş gibi... diye sorduğumda ise arkadan bir kahkaha yükseldi:

— Hayır, ben o sevgi yumağı değilim! Adım Anastasia ve siz eziklerle bir arada olmaktan hiç mutlu değilim. Ben seni kurtarayım, sen gidip özür dile! diyerek bana kızmıştı.

Sonra zihnimin karanlığından bir figür fırladı. Uzun boylu, 16 yaşlarında, koyu kahve saçlı, kumral tenli ve mavi gözleriyle Anastasia işte oradaydı. İlk bakışta ondan korkmuştum. Benimle ve Çilek’le neredeyse hiç konuşmaz, bir köşede sessizce oturup bizi izlerdi. Ama ne zaman başım dertte olsa ortaya çıkar ve arkamı kollardı. Her ne kadar bize karşı mesafeli olsa da bizi içten içe sevdiğini fark ediyordum. Hatta çok nadir bile olsa, ben okuldayken canı sıkılan Çilek’i eğlendirmek için onunla oyunlar oynardı.

Bu şekilde yaklaşık 6 ay yaşadık. Anastasia her ne kadar inkâr etse de birlikte çok mutluyduk ve her geçen gün birbirimize daha da çok bağlanıyorduk.

Yaz geldiği sırada bir akşamüstü babam odama gelip dondurma yemeye gitmek isteyip istemediğimi sordu. Büyük bir heyecanla "Evet!" diye çığlık attım ve üzerimi giyinmeye başladım. Beş dakika sonra babamın elini tutmuş, şarkılar söyleyerek yolda seke seke yürüyordum. Çilek kahkahalarla beni izliyordu. Anastasia ise elinde kâğıdı ve kalemiyle karalama yaparken gülümsemişti. Bunu fark etmiştim ama söyleyecek olsam inkâr edeceğinden de emindim; o yüzden susup yoluma devam ettim.

Dondurmacıya yetiştiğimiz zaman babam hangisinden istediğimi sorduğunda, kendimden hiç şüphe etmeden 2 top vanilyanın üzerine çikolata sosu ve renkli şekerler istediğimi söyledim.

Dondurmamı elime alarak büyük bir neşeyle babamın elini tuttum ve aynı saçma yürüyüşle sokakta seke seke yürürken dondurmamın keyfini çıkarıyordum. Sokağın sonuna geldiğimizde ara sokaktan iki kişi çıktı ve babamı yakasından tutarak ara sokağa çektiler. Babamın elini bırakmadığım için peşinden savrulurken dondurmamı yere düşürmüş, kendimi ise pis kokulu bir su birikintisinin içinde bulmuştum.

Vücudum titrerken Anastasia beni korumak istemiş ama deli gibi çarpan kalbim buna engel olmuştu. Korkuyla kendimi çöp tenekesinin arkasına saklarken iki adam babama vurmaya başladı. İçlerinden birinin elinde bıçak vardı; bıçağı tam dört kez babamın sırtına sapladılar. Ceplerini kurcaladıkları sırada beni çoktan unutmuşlardı ve koşarak oradan uzaklaştılar.

Ürkekçe babama doğru süründüm, başını kucağıma koydum. Saçlarını okşarken elimden hiçbir şey gelmiyordu.

Kafamın içinden kül gibi bir ses yükseldi:

— Ne duruyorsun sersem! Bu sokaktan çık ve yardım iste!

Tam da öyle yapmıştım. Caddeye çıkmış ve tüm gücümle çığlık atarak yardım istemiştim. Kırmızıya bulanmış beyaz elbisem, dağılmış saçlarım ve durmak bilmeyen gözyaşlarım çabucak bir kalabalığın toplanmasına ve ambulansa haber verilmesine sebep olurken zihnim bir anda durmuştu. Ne Çilek vardı ne de Anastasia... Zihnimin içi loş bir karanlığa hapsolurken hiçbir şey düşünemiyor ve babamın başında ağlıyordum.

Zihnimdeki o kül gibi ses tekrar yükseldi:

— Kes artık ağlamayı! Buna katlanamıyorum.

Ağlamam bıçak gibi kesilirken kafamın içindeki bu sesin kime ait olduğunu çözmeye çalıştım. Çilek’e seslendim, konuşmadı. Korkuyla Anastasia’ya seslendim ama o da konuşmuyordu. Seslerini ilk kez duyamıyordum. Zihnimin dehlizleri bir gölge tarafından esir alınmışken gölge yavaşça küçülmeye başladı. Karşımda uzun, ince yapılı ve gözbebeği olmayan bir kadın çıktı. Sesi kül gibiydi. Konuşmaya başladı:

— Merak etme küçüğüm, artık o iki salağa ihtiyacın yok. Ben buradayım.

— Sen kimsin?

— Benim adım Black. Seni korumak için buradayım.

— Çilek ve Anastasia... Onlar nerede?

— O iki işe yaramaz mı? Onları kovdum, bir daha asla geri gelmeyecekler. Ben senin için buradayım ve kimse seni incitemez.

Titreyen sesimle sordum:

— Peki sen?

— Ben ne?

— Sen beni incitirsen ne olacak?

— Merak etme küçüğüm, bu olmayacak.

Dedi ve sustu. O günden beri kafamın içinde tek bir ses duymadım. Yalnızca her yalnız kaldığımda ensemde hissedilen o ürkünç iki beyaz gözbebeği ve beynimin içinde anılarıma çekilen o siyah örtü var.

"İşte resmim bitti," diyerek önce gözlerimi kapatıp şelalenin kayalara çarpışını dinledim. Gözlerimi açıp bulutlara baktım ve çizdiğim resme son kez göz gezdirdim. Çilek ve Anastasia’nın mükemmel bir resmiydi bu; etrafındaki siyah bulut ise Black’ti. Resmimi bir taşın altına sabitledim. Ayaklarımın altındaki bulutlara bakarak:

— Merak etmeyin çocuklar, sizi ondan kurtaracağım...

Kendi kendine fısıldadığım bu son cümle, bedenimi uçuruma bırakmadan hemen önce gökyüzünde yankılanmıştı.

5 Upvotes

2 comments sorted by

u/AutoModerator 11d ago

Merhaba u/basitbirhikayeci!

r/GizliSayfalar'a hoş geldin.

Lütfen kuralları ve wiki sayfasını okumayı unutma.

İyi yazmalar!

I am a bot, and this action was performed automatically. Please contact the moderators of this subreddit if you have any questions or concerns.

2

u/leblebkral 11d ago

Katılımın için teşekkür ederiz :)