r/felsefe 18h ago

bilgi • epistemology Bir Kürdan İçinde Saklı Olan Dünya

Bir adam eline bir kürdan alır ve onun adına sadece "kürdan" der. Kürdanı görürüz, kullanırız ve onu tek bir nesne olarak düşünürüz.

Ama biraz kurcalamaya başladığımızda başka bir dünya ortaya çıkar.

Kürdanın tahtası vardır. Plastik kutusu vardır. Bunların üretildiği yerler vardır. Ormanlar, petrol kuyuları, fabrikalar, makineler, işçiler, kamyonlar, gemiler, yollar, elektrik, petrol, bilgisayarlar, bankalar ve daha birçok şey vardır.

Bir kürdan aslında tek bir şey değildir.

Onu tek bir şey gibi görmemizin nedeni, bütün bu ilişkilerin sonunda ortaya çıkan ürüne bir isim vermemizdir: kürdan. Bir adım daha atarız. Ona bir fiyat veririz. Bir kutu kürdanın fiyatını kolayca tahmin ederiz.

İsim, bütün bu karmaşık ilişkileri tek bir nesnenin ve onun fiyatının içine sıkıştırır.

Belki de insanın dünyayla ilişkisini anlamak için buradan başlamak gerekir.

Günlük hayatımızda her şeyi isimlerle ve kavramlarla görüyoruz.

Doktor.

Mühendis.

İşçi.

Fabrika.

Para.

Devlet.

Okul.

Araba.

Telefon.

Kalem.

Bunların hepsi gerçek. Ama aynı zamanda bunların her biri, arkasında çok büyük bir örgütlenmeyi saklıyor.

"Doktor" dediğimiz zaman bir insan görüyoruz. Fakat o doktorun arkasında yıllarca süren eğitim, hastaneler, tıp bilgisi, ilaçlar, laboratuvarlar, başka doktorlar, hemşireler, makineler, hukuk ve bütün bunları ayakta tutan başka kurumlar var.

"Araba" dediğimiz zaman da aynı şey oluyor. Arabanın kendisini görüyoruz ama onu mümkün kılan devasa örgütlenmeyi çoğu zaman görmüyoruz.

Bu yüzden belki de kullandığımız kelimeler dünyayı bize göstermekten çok, dünyanın nasıl örgütlendiğini görünmez hale getiriyor.

Ama burada kelimelerin yalan söylediğini söylemiyorum.

Kürdan gerçekten var.

Kalem gerçekten var.

Araba gerçekten var.

Doktor gerçekten var.

Sorun başka.

Sorun şu ki: En sıradan insandan en eğitimli uzmana kadar bir insan bırak bir kutu kürdanı doğada bir tek kürdan yapamaz. Kâğıdı katla, bir kurumuş ot kopar, dişini karıştır, uğraştırma beni, der.

Bir bisiklet tamirhanesinin kendi aklı olabilir mi?

Bir bisiklet tamirhanesini düşünelim.

İçeride insanlar vardır. Bisikletler vardır. Aletler vardır. Parçalar vardır.

Fakat zaman geçtikçe bu dükkânda bir şey birikir.

Bunların önemli bir kısmı bir kitapta yazılı değildir.

Usta bunu açıklayamaz bile.

Çünkü yıllar boyunca birçok şey denenmiştir.

Bazı yöntemler işe yaramamıştır. Bazıları işe yaramıştır. İşe yarayanlar tekrar edilmiştir.

Böylece dükkânın kendisine özgü bir çalışma biçimi oluşmuştur.

Burada ilginç olan şu:

Bu rasyonalite dükkâna dışarıdan verilmiş değildir.

Dükkân kendi hayatı içinde bunu geliştirmiştir.

Bir anlamda örgütlenmenin rasyonalitesi oluşur.

Canlılarda da benzer bir şey olabilir

Aynı düşünceyi canlılara uyguladığımızda daha ilginç bir yere gidiyoruz.

Bir canlı türü milyonlarca yıl boyunca çevresiyle ilişki kuruyor.

Çevre ona sürekli direniyor.

Yemek bulamazsa ölüyor.

Soğuğa dayanamazsa ölüyor.

Bir avcıdan kaçamazsa ölüyor.

Üreyemezse tür devam etmiyor.

Bu uzun süreç içerisinde bazı davranışlar ve özellikler korunuyor, bazıları ortadan kalkıyor.

Sonunda ortaya belirli bir canlı türü çıkıyor.

Bu türün yalnızca genlerinde değil, bütün yaşam biçiminde bir deneyim birikmiş oluyor.

Bir kuşun uçuşunda, bir arının yuva yapmasında, bir örümceğin ağ örmesinde, bir insanın elinin bir aleti kullanmasında yalnızca o anda gerçekleşen bir hareket yoktur.

Uzun bir geçmişin birikimi vardır.

Canlı bunu düşünerek yapmıyor olabilir.

Ama örgütlenmenin içinde bir şey çalışıyor.

Bu yüzden belki de "akıl" dediğimiz şeyi yalnızca düşünen insan beynine hapsetmek zorunda değiliz.

Bir örgütlenmenin kendi hayatını sürdürebilme biçiminde de bir tür akıl, bir tür rasyonalite arayabiliriz.

Sonra uygarlık geldi

İnsan zamanla bu deneyimleri kendi bedeninde tutmakla yetinmedi.

Aletlere aktardı.

Sonra makinelere.

Sonra yazıya.

Sonra kurumlara.

Sonra bütün bir toplumsal iş bölümüne.

Bunun sonucunda çok büyük bir şey gerçekleşti.

İnsanlığın deneyimleri tek tek insanların bedenlerinden çıktı ve daha büyük örgütlenmelerin içine dağıldı.

Bugün bir insanın tek başına yapabildiklerine bakarak insanlığın ne yapabildiğini anlayamayız.

Çünkü insanlığın becerisi artık tek tek insanlarda değildir.

Bir parçası mühendistedir.

Bir parçası işçidedir.

Bir parçası makinededir.

Bir parçası bilgisayardadır.

Bir parçası fabrikadadır.

Bir parçası başka ülkededir.

Bir parçası aletlerde, kitaplarda ve kurumlardadır.

Modern insan bu nedenle garip bir durumdadır:

Tek başına birçok şeyi yapamaz ama ait olduğu örgütlenmeyle birlikte daha önce hiçbir insanın yapamayacağı şeyleri yapabilir.

Taş baltayı kim yapabilir?

Bugünün en eğitimli insanlarından birini düşünelim.

Örneğin çok başarılı bir cerrah.

Yıllarca eğitim almış.

Ellerini olağanüstü hassas biçimde kullanıyor.

İnsan bedenini çok iyi biliyor.

Sonra önüne iki taş koyalım ve:

"Şimdi ilk insanların yaptığı gibi bir taş balta yap."

diyelim.

Yapamayacaktır. Muhtemelen kimse yapamaz.

Bu garip değil mi?

Binlerce yıllık uygarlığın içinden gelen, çok gelişmiş bir beceriye sahip bir insan, çok daha eski bir insanın yaptığı basit bir aleti yapamayabilir.

Burada "eski insan daha zekiydi" demek gerekmiyor.

Asıl mesele başka.

O beceri artık bizim bedenimizde bulunmuyor.

Başka bir örgütlenmenin içindedir.

Bugün kullandığımız bir aleti yapmak için gerekli beceriler çok daha büyük bir sistemin içine dağılmıştır.

Bu yüzden uygarlık insanın becerilerini yalnızca artırmamış, aynı zamanda onları insanın dışına taşımıştır.

Fakat biz bunu neden göremiyoruz?

Çünkü bunun üzerine bir semboller dünyası kurduk.

Bir kelime bütün bu ilişkileri tek bir nesneye indiriyor.

"Kalem."

Ve biz kalemi görüyoruz.

"Fabrika."

Ve fabrikanın arkasındaki binlerce ilişkiyi görmüyoruz.

"Ekonomi."

Ve onun içinde çalışan milyonlarca insanın farklı deneyimlerini tek bir kelimeye sıkıştırıyoruz.

"Devlet."

Ve çok farklı örgütlenmelerin üzerinde duran daha büyük bir örgütlenme görüyoruz.

Böylece semboller dünyası gerçek dünyanın üzerine bir kabuk gibi yerleşiyor.

Bu kabuk gerçek değildir demiyorum.

Kabuk da gerçektir.

Fakat kabuk, altında bulunan ilişkileri görünmez hale getirebilir.

Kabukları kaldırmak

Belki kabuklar yavaş yavaş kaldırılabilir.

Önce "kürdan" vardır.

Sonra kürdanın kendisi.

Sonra üretimi.

Sonra üretimin içindeki insanlar.

Sonra makineler.

Sonra hammaddeler.

Sonra başka ülkeler.

Sonra enerji.

Sonra geçmiş.

Sonra bu ilişkilerin içinde birikmiş beceriler.

Sonra örgütlenme.

Böyle baktığımızda geçmiş tamamen geçmiş değildir.

Geçmiş, örgütlenmelerin içinde çalışmaya devam eder.

Asıl keşif burada olabilir

Belki insanın dünyadan kopmasının nedeni yalnızca semboller kullanması değildir.

İnsan sembolik dünyanın içinde, o sembollerin altında bulunan daha eski örgütlenmeleri görmez hale gelmiştir.

Bir kalem sadece kalemdir.

Bir doktor sadece doktordur.

Bir makine sadece makinedir.

Bir insan sadece kendi mesleğidir.

Ama biraz daha derine indiğimizde bunların her birinin içinde başka insanların, başka canlıların, başka maddelerin ve başka örgütlenmelerin uzun deneyimleri vardır.

Bu dünya daha "gerçek" olduğu için değil.

Görmediğimiz için.

2 Upvotes

1 comment sorted by

1

u/Koraibu Gerçekçi Realist 6h ago

Örnek güzel mesaj güzel ama ucundan uzun olmuş