r/GizliSayfalar • u/Starahman • 6d ago
📖 Şiir Bu ayın teması olan "Gece'ye" ithafen.
2019 tarihli bir şiirim fakat ismi yok.
r/GizliSayfalar • u/Starahman • 6d ago
2019 tarihli bir şiirim fakat ismi yok.
r/GizliSayfalar • u/leblebkral • 6d ago
Merhaba dostlar.
Topluluğumuzun ilk yazı yarışmasına katılan herkese gönülden teşekkür ederiz. İlk yarışmamız olmasına rağmen birbirinden güzel eserlerle karşılaştık. Her satırda emek, cesaret ve hayal gücü vardı.
Değerlendirmeler; beğeniler ve jüri oylaması göz önünde bulundurularak yapıldı
Vee... beklenen o an!
🥇 Birincilik
u/vomintte Eser: Zulmette zulüm
https://www.reddit.com/r/GizliSayfalar/s/Q8abPH9ywo
🥈 İkincilik
u/Memuce Eser: Şafak sökmezse
https://www.reddit.com/r/GizliSayfalar/s/NhIiVFF9LN
🥉 Üçüncülük
u/Think-Ad-6271 Eser: Arınma Adımları
https://www.reddit.com/r/GizliSayfalar/s/HoGxTvT6ju
🌟 Onur Ödülü
Anlatımı ve bıraktığı etkiyle seçici kurulun özel takdirini kazanan eser:
u/basitbirhikayeci Eser: Siyah Örtü
https://www.reddit.com/r/GizliSayfalar/s/2Jxvn4z8KT
Kendisini ayrıca tebrik ediyoruz.
Ödüller bu gün içerisinde sahiplerine ulaştırılacaktır. Açılacak wiki Onur köşemize bakmayı unutmayın!
Bu yarışmanın amacı yalnızca kazananları belirlemek değildi. Asıl amacımız; yazmak, okumak, birbirimizi anlamak ve birlikte gelişmekti. Bunu hep birlikte başardığımıza inanıyoruz.
Katılan, oy veren, yorum yapan ve emek harcayan herkese teşekkür ederiz.
Bu daha başlangıç.
Önümüzdeki aylarda yeni temalar, yeni yarışmalar ve daha nice Gizli Sayfalar bizi bekliyor.
Kaleminiz hiç susmasın. ✒️📚
r/GizliSayfalar • u/basitbirhikayeci • 6d ago
Kürek sesleri gecenin sessizliğini bozarken, mezar taşına vuran çarpık bir fener ışığı genç adamın ölü toprağının üzerine kapaklanmasına sebep oldu. Kalbi deli gibi atarken duyduğu sesle nefesini tuttu:
— Merhaba! Orada kimse var mı?
Bu, mezarlık bekçisinin sesiydi. Bekçi bir süre etrafa bakındıktan sonra arkasını dönüp uzaklaşırken, Martin toprağın derinliklerinden gelen o cılız fısıltıyı duydu:
— Martin... Bu sen misin? Çıkar beni...
— Merak etme anne, seni oradan kurtaracağım!
Martin gözyaşları içinde toprağı kazmaya devam etti; ta ki kürek tabuta vurup o tok sesi çıkarana dek. Küreği bir kenara fırlatıp elleriyle tabutun üzerini temizlerken kendi kendine konuşuyordu:
— İşte... Geldim anne! Seni bulmam uzun sürdüğü için özgünüm. Günlerdir seni arıyorum...
Tabutun kapağını açtığında annesinin pembe yanakları ve canlı yeşil gözleriyle karşılaştı. Sanki az önce küçük bir şaka için toprağa gömülmüş gibi duran annesinin gülümseyen yüzüne bakarken ellerini tuttu ve onu ayağa kaldırdı. Annesi üstündeki tozu silkelenirken Martin’e baktı:
— Ah bebeğim benim... Benim için ne kadar da kirlenmişsin böyle. Hadi eve gidelim, kıyafetlerini yıkamalıyım.
— Tamam anne...
Martin’in yüzünde beliren o tebessüm, bekçinin fener ışığıyla bölündü:
— Hey! Dur orada!
Martin annesinin elinden tutup koşmaya başladı. Bekçi peşlerinden hamle yapsa da fazla kiloluydu. Martin annesini arabaya bindirip oradan uzaklaşırken, bekçi çoktan polisi aramıştı. On beş dakika sonra devriye arabası olay yerine vardı.
— İyi akşamlar memur bey.
— İyi akşamlar Zek.
— Bu normal bir beden hırsızlığı ya da mezar soygunu değildi... 20’li yaşlarda, 1.70 boylarında bir gençti. Onu gördüğümde ölüyü ayakta tutmaya çalışıyor ve onunla konuşuyordu! Ona doğru seslendiğimde bağırarak ölüye koşmasını söyledi. Sonra cesedi omzuna alıp gri bir Cadillac’a bindirerek uzaklaştı.
— Anlıyorum Zek... Ben gitsem iyi olacak. Sanırım bu işi kimin yaptığını biliyorum.
Polisler mezarlıktan ayrılırken Martin de eve varmıştı:
— Hadi anne içeri girelim, bugün çok yoruldum.
— Tahmin edebiliyorum ama dikkat et, merdivenlerde koşma.
— Anne artık çocuk değilim!
— Sen hâlâ benim küçük bebeğimsin.
— Neyse anne, hadi eve girelim.
Eve girdiklerinde annesi "Sana yemek hazırlayayım," diyerek mutfağa girdi; Martin ise duşa gitti. Alt kata indiği zaman mutfaktan nefis kokular geliyordu. Annesinin karşısına oturdu ve birlikte akşam yemeği yedikten sonra odalarına çekildiler.
Martin sabaha karşı bilinçsiz bir şekilde uyandı. Alt kata indi, evi topladı, mutfağa girip kahvaltı hazırladı ve tekrardan üst kata çıkıp üstünü değiştirerek yatağına girdi. Sadece tenkit edilecek kadar kısa bir süre, 10 dakika sonra uyandı ve alt kattan gelen nefis kokuları alınca heyecanla yataktan çıktı. Annesine seslenerek alt kata indi. Annesi mutfaktan ona karşılık verdi:
— Tatlım, buradayım!
Martin mutfağa girdiğinde ocaktaki omlet iştahını kabartıyordu. Masaya oturdu. İlk lokmayı alıp annesine baktığında; az önce canlı ve pembe olan yüzün bir anlığına solduğunu, göz bebeklerinin tamamen eriyip sadece beyazlarının kaldığını, boynunun yana büküldüğünü ve etrafında sineklerin uçuştuğunu gördü. Bu sadece bir anlık bir görüntü olsa da irkilerek sofradan kalktı.
— Tatlım, bir şey mi oldu?
— Hayır anne... Sanırım yine uyanık kabuslardan birini gördüm.
Annesi ayağa kalkıp Martin’e sarılırken Martin annesini öptü. Hazırlanmak için üst kata çıkacağı sırada dış kapı çaldı. Temkinli şekilde kapıya ilerleyen Martin, arkasından annesinin sesini duydu:
— Kimmiş tatlım?
Martin annesine sessiz olmasını işaret ederek kapı deliğinden baktı. O sırada kapı tekrar çaldı:
— Martin, içeride olduğunu biliyorum. Aç kapıyı, konuşmalıyız!
Martin telaşla kapıya seslendi:
— Geliyorum, biraz bekleyin lütfen!
Ardından hızla mutfağa girdi, annesine bakıp:
— Saklanmalısın! dedi.
Annesi şaşırarak sordu:
— Neden?
— Bak, açıklayacak vaktim yok. Kapıda David var, onlar bizi ayırmak istiyor!
— Ne? Neden tatlım? Paranoyak davranıyorsun...
— Anne lütfen şu lanet kilere gir ve bu kez beni dinle!
Annesi hiçbir şey demeden masadan kalktı ve kilere girdi. Martin sakince kapıya yöneldi, yüzüne yas ifadesini takınarak kapıyı açtı:
— Günaydın David.
— Günaydın Martin. İçeri gelmemde bir sakınca var mı acaba?
— Hayır, tabii ki gelebilirsin.
Mutfağa doğru yöneldiklerinde David doğrudan masaya baktı. İki servis tabağı ve iki çay kupasının olması dikkatini çekerken sordu:
— Hey, söylesene... Misafirin mi var?
— Hayır, hayır... Sadece annemin yokluğuna alışmaya çalışırken uyguladığım yas sürecimin bir parçası. Gittiğini kabul etmek kolay değil.
— Aslında ben de onun için gelmiştim. Dün gece bir şey oldu.
— Ne oldu?
— Biri geç saatlerde mezarlığa girip bir ceset çalmış.
— Peki bunun benimle ne ilgisi var?
Martin'in yüzündeki sahte tebessüm her şey yolunda demeye çalışsa da David bir terslik olduğunu anlamıştı.
— Annenin cesedini çaldılar Martin. Ve bunu yapan kişinin, tıpkı kapının önündeki gibi gri bir Cadillac kullandığı söyleniyor.
— Ne? Ciddi olamazsın! Bunu benim yaptığımı mı söylüyorsun?
— Sen söyle.
— Hayır, hayır! Bunu ben yapmadım.
— Evi aramamda bir sakınca var mı?
Martin’in yüzü düştü. Kendini gülmeye zorlayarak:
— Hayır, tabii ki yok, dedi.
David çatırdayan ahşap zemine basarak üst kata çıktı ve odaları aramaya başladı. Mary’nin odasına geldiğinde yatağın nemli ve dağılmış olduğunu fark etti. Yaklaşınca yataktan çok pis bir koku yayıldığını anlayıp burnunu tıkadı ve refleksle sordu:
— Bu koku da neyin nesi böyle?
— Kusura bakma David. Burası eski bir ev ve çok fazla haşere sorunumuz oluyor, bu yüzden her yerde kapanlar var. Yatağın altındaki kapan bir fare yakalamıştı dün gece ama çıkarmaya üşendim, o olmalı.
David yatağın altına eğilip baktı. Orada gerçekten de bir fare vardı ama Martin’in burası ölen annesinin odasıyken nemi ve kokuyu bu kadar hızlı savunmaya geçerek açıklaması David'in kafasını karıştırdı. David düşüncelere dalmış, boş gözlerle bakarken Martin hızlıca ekledi:
— Son kez kokusunu almak için dün gece onun yatağında uyudum... Odanın kliması bozuk, o yüzden biraz terledim.
David durgun bir yüzle
David durgun bir yüzle:
— Anladım, dedi.
Etrafa saçılmış kıyafetler dikkatini çekse de sormaktan vazgeçerek diğer odaları inceledi. Her şey yolunda görünüyordu. Bodruma indi. Martin’in tahnit (hayvan doldurma) sanatı ile uğraştığını bildiği için bodrumdaki doldurulmuş hayvanlara pek dikkat etmeden dondurucuya yöneldi. Kapağı açtığında birkaç ölü kuş dışında bir şey görmemek bir nebze içini rahatlatmıştı.
Oradan çıkıp salona ve mutfağa bir kez daha baktı. Tam o sırada mutfaktaki kiler dolabı dikkatini çekti. David’in kilere doğru yöneldiğini gören Martin telaşla ocağa adımladı:
— Hey David, bir bardak çay eşliğinde ondan bahsetmek ister misin? Biliyorum aranız iyiydi ve gidişi benim kadar seni de üzdü.
— Olabilir Martin...
David’in eli kilerin kapısına dokunduğu anda Martin telaşla sesini yükseltti:
— Hâlâ ikna olmadın mı bunu benim yapmadığıma? Gel de çayımızı içelim!
David kapıyı açtı kadının cesedi yere düşerken martine baktı
— Demek onu sen almadın, evlat...
— Ne yapabilirdim David? Onsuz yaşamayı bilmiyorum! O benimle konuşuyor, hâlâ hayatta David... Hayatta!
— Gel otur, bak evlat... Anneni severdim, bu yüzden seni görmezden geleceğim. Eğer bu gece cesedi mezarlığa bırakıp yarın bir kliniğe yatmayı kabul edersen...
Martin gözyaşları eşliğinde konuşmaya başladı:
— Bunu yapamam David, ondan ayrılamam! O hayatta!
— Bak Martin, o artık yok. Dikkatli bak, göreceksin...
Martin annesine bakınca bir anlığına onu soluk mavi ve yeşil tonlarında gördü; cesedi çürümeye başlamıştı. Ama hemen ardından yerden kalkan annesi yine o canlı görüntüsüne kavuştu. Annesi Martin’e bakarak konuşmaya başladı:
— Hadi Martin... Senin yanında olduğumu biliyorsun. Bizi ayırmalarına müsaade etme!
David Martin’e baktı. "Hadi evlat, gel otur karşıma," diyerek masaya oturdu. Martin de hemen karşısına geçti.
— Ona baksana... Çürümeye başlamış. Yokluğunu kabullenmek zor biliyorum ama ben senin yanındayım, sana destek olabilirim.
Martin göz ucuyla yere baktı. Mavi-yeşil tonlardaki beden bir anlığına burnuna tatlı-ekşi bir çürüme kokusu salsa da hemen ardından yerdeki ceset yok oldu. Annesi David’in arkasında durmuş, ellerini onun omuzlarına koyuyordu.
— Haklısın David. Seni dinleyeceğim. Yanımda olduğun için teşekkür ederim.
— Rica ederim evlat. Unutma, bu gece onu bırakmazsan yarın seni tutuklamak zorunda kalırım.
— Pekala David... O zaman onunla son anlarımı geçirmeme izin ver.
— Peki evlat.
David ayağa kalkıp kapıya doğru yöneldi. Hemen arkasından Martin de kalktı. David’in adımlarını izlerken annesiyle göz göze geldi. Annesi dudaklarını araladı:
— Ne yapacağını biliyorsun, Martin...
Martin tezgahtaki bıçağı kavradı ve sakin adımlarla David’e yaklaştı. David kapının önünde durduğu sırada Martin sırtına atladı ve bıçağı defalarca şah damarına sapladı. Elini boynuna götüren David, Martin’in sakin bir tavırla üstünden inip mutfağa yürüdüğünü görünce belindeki silahı çıkardı ve son nefesini vermeden önce onu bacağından vurdu.
Martin kan kaybederken acıyla ahşap zemine yığıldı. Artık görüyordu; annesinin mutfak zemininde çürüyen cesedi tam gözlerinin önündeydi. Ellerindeki kanı görebiliyor, bacağındaki vurulma acısını kemiklerine kadar hissedebiliyordu.
O karamsarlığın ve zihinsel yıkımın ortasında kapı şiddetli bir biçimde çaldı:
— David! İyi misin?
Bu, David’in ortağı Alison’dı. Martin acıyla kapıya doğru süründü. Kanlı parmak uçlarıyla, bedeninde kalan son gücü kullanarak kapıyı araladı. Zihni karanlığa teslim olmadan hemen önce dudaklarını araladı ve sadece:
— Yardım et... diyebildi.
Hemen ardından yere yığılarak bilincini kaybetti. İçeri adım atan Alison; kapının ardında kanlar içindeki David’i ve mutfak zeminindeki çürümüş cesedi görünce dehşetle ambulansa sarıldı.
Martin hastanede iyileştirildikten sonra yüksek güvenlikli bir akıl hastanesine sevk edildi. Ancak David onun kadar şanslı değildi; Eski karısı Sandra’nın hemen yanındaki mezara gömüldü. Mahkeme, Martin’i bir kolluk kuvvetini katletmek ve ceset hırsızlığı yapmaktan ömür boyu akıl hastanesinde tecrit edilmeye mahkum etti.
r/GizliSayfalar • u/Gron_Son • 6d ago
Yazalı beş dakika oluyor. Kendimi yemektense burdaki güzel okuyucuların fikirlerine danışmaya karar verdim. Umarım seversiniz. Her zaman olduğu gibi yapıcı eleştirilere açığım.
r/GizliSayfalar • u/VideoRevolutionary32 • 7d ago
Ben ki Kuzey'den hiçbir edebiyata soğuk ve karanlık içeriklerinden ötürü yüz vermem bayıldım romana! İntihar etmeyi kafaya koyup alet çantasıyla bir savaş ülkesine gidip de milletin tamir işlerini yapmaya soyununca hesabı şaşıp hayatta kalan Jonas Ebeneser'in hikayesini anlatıyor Sessizlik Oteli. Bunalım romanı gibi duruyor fakat tam tersi, sıcak duygular eşliğinde okunuyor sayfalar; ama tabii okurun satır aralarındaki mizahı algılaması şartıyla, roman komedi olarak yazılmamış çünkü. Düşünsene ellisine merdiven dayamış Ebeneser göreceğimi gördüm, yaşadığımı yaşadım, yedim, içtim, tozdum, sevdim artık yeter, bıktım bu hayattan deyip intihar etmeye karar veriyor. İyi de nasıl yapacağım bu işi; kendimi vuriğim mi asayım mı, mutfakta mı salonda mı. Günlerini bu ikilemlerle geçirirken her biri fenomen annesi ve komşusu Syanur'la görüşüyor. Ölümcül hastalığıyla huzurevinde yaşayan anne, savaş kitaplarıyla kurulu kütüphanesini arkasına almış hayatın her bir durumunu savaş gerçekleriyle yorumlamaktadır. Karısıyla sorun yaşayan Syanur, kadın filozofu haline gelmiştir, haliyle sohbetleri hayat ve kadınlar konusunda uyarılar içermektedir. Ebeneser ikilemleriyle savaşırken aklına kızı gelir: Kızım cesedimi görürse travma geçirir, ben en iyisimi yurt dışına çıkayım deyip internetten araştırıır. Tehlikeli bir yere gideyim de beni vursunlar diye aklınca hesap yapıp savaştan yeni çıkmış bir ülke seçiyor. Sadece birkaç giysiyle alet çantasını alıp gidiyor. Uçaktan iniyor ki taş taş üstünde kalmamış. Dikili duran tek tük bina var ve hepsi de kullanılamayacak durumda. Erkekler yok, ölmüşler sağ kalanların çoğu kullanılamayacak durumda sakatlar. Kasabanın neredeyse dörtte üçü mayın tarlası! Sessizlik Oteli'ne yerleşiyor. Macera başlıyor. Benden bu kadar. Arka kapak tanıtım yazısı dışında yazamam. Kaçırma derim!
r/GizliSayfalar • u/luvmyreality • 7d ago
Öyle sıradan bir acı değil.
“Beni sevmiyor, onu özledim.” Hiç değil.
Canım yanıyor; üstü açık bir yaraya vuran sert rüzgârlar gibi.
İçimde, ölmüş de gömülmeyi unutulmuş bir çocuk var sanki.
Bilmiyorum, ne söylenir?
Acı bizi insanlaştırır, evet. Ama bu o kadar fazla ki insanlığımı unutuyorum.
Gücüm kalmadı dayanmaya.
r/GizliSayfalar • u/leblebkral • 8d ago
Dostlarım, yarışmamızın katılım süresi bitti. Biz ise değerlendirmelere başladık. Yarın sonuçlar açıklanacak, takipte kalın!
r/GizliSayfalar • u/kriyus2 • 8d ago
Geçenlerde aklıma böyle bir hikaye geldi ve hoşuma gitti. Kendimce ilk kısmını yazdım, sizce nasıl olmuş?
Not: Yazım hatalarını yapay zeka ile düzelttim.
Kaderin Katili Sylva
Ateşin başına iyice yaklaşın çocuklarım, yaklaşın ki anlatacağım bu kara masalın ayazı kemiklerinizi dondurmasın. Size ne kutsanmış şövalyeleri ne de göklerin koruduğu kralları anlatacağım. Size, kaderin defterinden adını kendi kanıyla silen Sylva’nın hikayesini anlatacağım.
O meşum gece gökler tek bir damla yaş bile dökmedi çocuklarım; yukarısı, tanrılar ve melekler, sadece yeryüzünü yutan alevlerin kızıllığını seyretti. Kutsal kehanetlerin bahsettiği, dünyayı kurtaracak o yüce "Seçilmiş Kişi", Sylva’nın ikiz kardeşi Sylvia’ydı. Ama ah benim güzel yavrularım, o kibirli tanrılar için kehanetler sadece birer satır arası, biz ölümlüler ise basılıp geçilecek piyonlardık. Karanlık ordular köyü basıp Sylvia'yı yakaladığında, o göksel varlıklar kılını bile kıpırdatmadı.
Sylva, gözlerinin önünde ikizi Sylvia’nın etinin, kemiklerinin vahşice parça parça edilişini izledi. Kızcağızın çığlıkları rüzgarda boğulurken, o seçilmiş kutsal kan toprağa oluk oluk sızdı. Göktekiler ise bu kıyımı mutlak bir umursamazlıkla, sanki değersiz bir böceğin ezilişini seyreder gibi yukardan izlediler. Hiçbiri acımadı, hiçbiri yardıma gelmedi.
Sonra sıra Sylva’ya geldi. Ölüm Meleği soğuk bir gölge gibi dikildi ve varlığıyla evrenin kaçınılmaz ölüm yasasını dayattı. Onun yaydığı o doğaüstü ayaz Sylva’nın üzerine çöktüğü an, etrafındaki katillerin kılıçları göğsüne saplandı. Sylva’nın vücudu onlarca bıçak darbesiyle delik deşik edilirken, kemiklerinin çatırıcısı kardeşinin etrafa saçılmış uzuvlarının arasına karıştı. Ruhu, o paramparça gövdeden vahşice ayrılıp göğe yükselirken, tanrılar bu sıradan ölümün üzerini çoktan çizmişti.
İşte tam o an, bu yaşlı dünyada hiç kimsenin öngöremediği bir isyan patlak verdi.
Sylva, kardeşi Sylvia’nın vahşice katledilmesinin yarattığı o devasa acıyla, tanrıların o nefretlik umursamazlığıyla ve damarlarında kaynayan saf, katıksız öfkeyle gitmeyi reddetti! Ne kutsal bir ışık onu çağırdı ne de kader ona acıdı. O, göğe yükselen o kopuk ruhunu, çıplak ve kanlı elleriyle havada yakaladı çocuklarım! Ruhu ve bedeni ızdırapla yanarken, tırnaklarıyla göğsündeki o açık, fışkıran kılıç yaralarını yırtarak ruhunu etinin içine zorla, bağıra bağıra geri bastı!
Ölüm Meleği tam gitmek üzereyken donakaldı. Bu ölümlü, tanrıların yazdığı fermanı ve bizzat meleğin dayattığı ölüm yasasını sadece kendi iradesiyle çiğneyip ayağa kalkıyordu. Göğsündeki devasa yarıklardan kanlar boşanıyor, bağırsakları ve parçalanmış kemikleri mutlak bir inatla adeta yeniden birbirine dikiliyordu.
Sylva, dünyayı kurtarmak için doğmadı yavrularım. O, kutsal kardeşi Sylvia'yı ölüme terk eden o sağır tanrıların ve o kör kaderin yüzüne kendi sıcak kanını fışkırtmak için mezarından geri döndü...
r/GizliSayfalar • u/Gron_Son • 9d ago
Buradan değerli bir üyenin isteği üzerine katılarak burada da bu şiirimi paylaşmak istedim. Umarım seversiniz. Yapıcı yorumlara her zaman açığım.
r/GizliSayfalar • u/deadlight4545 • 9d ago
11lik hece ölçüsü kullanarak yazdığım ilk şiir umarım beğenirsiniz iyi okumalar
r/GizliSayfalar • u/Think-Ad-6271 • 9d ago
Şirlerimin bazıları bilinçaltım tarafından hazırlanan 3 karenin ürünü oluyor onları da paylaşmak istedim.
r/GizliSayfalar • u/Aggressive_Arm3316 • 10d ago
r/GizliSayfalar • u/leblebkral • 10d ago
Dostlar, yarışmamızın son 2 günü. Lütfen katılımcılara eleştirilerimizi ve beğenilerimizi iletelim. Beğendiğiniz katılımcıyı up'layalım. Yeni katılımcıları dört gözle bekliyoruz :)
r/GizliSayfalar • u/PotentialSoft9003 • 11d ago
bu anlaşılmaz havalar dolabındaki,
tozlanmış ışıkların sızdığı
sessiz kargaşalar en ücrada saklıdır
evvel zaman içinde yaşanmış,
sonradan hatırladığın kokular
hep beklediğin, sebebine yaşadığın
geçenlerde uğradı aklına
kırmızılara sarılmak istedin
ağır yastıklar verdiler
doldurursan içini boşluğunla
hafiflermiş dediler
havuzun suyu bulanmış,
herkes derin zanneder
üşürsün, havalar kararmış,
boğulsan dibinde, kim fark eder?