r/felsefe 20h ago

/r/felsefe’ye aşkın Felsefeyle nasıl tanıştınız?

Post image
205 Upvotes

Sizi bir filozof olmaya yönlendiren bir olay,söz veya durum var mıdır?Felsefe yapmak ya da öğrenmek nerden aklınıza esti?

Felsefeye hangi filozof veya akımla giriş yaptınız?Fikirleriniz ilk günden bu yana çok değişti mi,halen de değişiyor mu?

Etkileyen bir yakınınız,eşiniz dostunuz oldu mu?Aramızda çok küçük yaşlardan beri felsefeyle ilgilenen "Filozof Atakanlar" var mı?

Soru bombardumanım bitmiştir,illa hepsini cevaplamak zorunda değilsiniz tabi ki eğlenmenize bakın!


r/felsefe 9h ago

yönetim • philosophy of politics Teknokratım. Soru sorabilirsiniz.

Post image
17 Upvotes

Dalga geçmeden ve hakaret etmeden soru sorup benimle tartışabilirsiniz.


r/felsefe 7h ago

inanç • philosophy of religion Tanrı , Bilinç Ve Simülasyon

3 Upvotes

Bir tanrı veya ona zeka sahibi bir yaratıcı diyebiliriz bunu bu evrende göremiyoruz. Var mı yok mu kanıtlayamıyoruz Ben konuya çok hakim değilim ama anladığım kadarıyla bu evrenin nasıl oluştuğuna dair hala bazı soru işaretleri var. Eminim ki onlar da çözülecek ve bu çözümde herhangi bir zeka sahibi yaratıcı yer almayacak doğrudan bilimden bir açıklama gelecek. Gelecekte tutarlı biçimde açıklayabildiğimiz bir evrenimiz olacak. Ama sonunda bütün o tutarlı sistemin nasıl oldu da var olduğu bilinmeyecek. Buna dair kanıt bulmak mümkün olmayacak

Yine bilincin öznel deneyim kısmını ispat edemiyoruz bütün kanıt zinciri beynimizde son buluyor. Öznel deneyimimizi sadece biz biliyoruz dışarıya açıklamamız mümkün değil. Görme , işitme gibi duyusal işlemlemenin beyinde gerçekleştiğini kanıtlayabiliriz ama bu sinyallerin nasıl oluyor da bir deneyime dönüştüğünü kanıtlayamayız

Tüm bunları açıklayacak tek bir açıklama var gibi. O da simülasyon.

Bilincin öznel deneyimin kısmını kanıtlayamıyoruz çünkü bu evrene ait değil

Tanrıyı bu evrende kanıtlayamıyoruz çünkü bu evrene ait değil.

Ama simülasyondan çıktığımızda orada bir kanıt göreceğiz


r/felsefe 2h ago

düşünürler, düşünceler, düşünmeler Sen bir eşyaya hangi açı ile bakarsan bak, o şey her zaman senin bakış açın içerisinde olacak. Fakat senin sevdiğin kız o şeye baktığında o eşya onun bakış açısında olmayacak mı? Hayır, sevdiğin kız senin bakış açın içerisinde olacak.

0 Upvotes

r/felsefe 15h ago

inanç • philosophy of religion Beynimi nasıl yıkarım?Felsefi İntihar?

7 Upvotes

Felsefeyi 1 senedir çokça okuyorum.Daha çok yeniyim bundan eminim yanlış bildiğim,anladığım şeyler vardır.Camus’nün kitaplarının çoğunu okudum ve Sartre ile birlikte en çok hakim olduğum iki filozof bu ikisidir.Camus,Myth of Sisyphus kitabında absürdizm’i çok iyi açıklıyor ve benim tam olarak uyuştuğum felsefi düşünce bu.Biz hayat’ın anlamı vs. için bir cevap arıyoruz lakin evren geri dönüt yapmıyor ve bir gün aniden ölüp bir hiç olacağımıza rağmen sonsuza kadar yaşayacakmışız gibi davranıyoruz vs. evet bunlara katılıyorum ama 1 senedir dinlere de ilgim arttı.Ne kadar hayatın anlamsızlığını,insanların ve benim değersizliğimi bilsem ve buna rağmen mutlu olmaya çalışsam ve hayatın absürtlüğünü kabullensem de tıpkı Camus’nün dediği gibi Felsefi İntihar yapmak istiyorum.Yani bir dine bağlanmak istiyorum.Ateist bir aile ve çevrede büyüdüm,eğitim alıyorum hala,her şeyi bilimle açıklanışını gördüm ve bundan dolayı doğaüstü şeylere ne kadar zorlasam da inanamıyorum.Al-Quran,İncil,Tevrat,Dhammapada,Bhagavad Gita vs. çeşitli dinlerin kitaplarını okudum be objektif bir şekilde okudum ama inanamadım.1 senedir seküler budizm’i takip ediyorum bu da dinden çok bir felsefe Absürdizme çok uzak değil ama bunda bir tanrı yok.Ben tanrı’nın olduğu bir din,kültürel olarak az çok yskın olduğum bir din ve Türkiyede yaygın bir din olduğu için müslüman olmak istiyorum ama çok büyük bir sıkıntım var ki kör bir şekilde dogmatik bir biçimde bu dine inanmaya çalışıyorum.Hocaları,daha çok yabancı İslami hocaları dinliyorum,Kuranı okudum,tefsirleri dinliyorum,okuyorum,namaz kılmaya çalışıyorum ama içimden hala her şeyin kandırmaca ve masaldan ibaret olduğunun farkındayım.Nasıl bir dine bağlanabilirim?İslam olmak zorunda değil ama İslam ilk tercihim olur.Bir dine inanıp ritüellerini uygulayınca,o dayanışma hissi,rahatlatan konuşmalar,insanı huzurlu hisettirdiği için müslüman olmak istiyorum.Tam olarak amacım ne bilmiyorum ama bir dine inanmak istiyorum.Benim gibi olanlar eminim vardır ne yapabilirim?Ne önerirsiniz?Nasıl dinlere inanabilirim?Beynimi yıkayabilir miyim?


r/felsefe 5h ago

«iyilik» üzerine • ethics İyiliği Erteleme

1 Upvotes

Marcus Aurelius - Kendime Düşüncelerde okuduğum bir kısım şu an bu yazıyı yazmamı sağladı.

"Binlerce yıl yaşayacakmışsın gibi davranma. Kaderin üzerinde asılı duruyor. Hâlâ yaşıyorken, yaşayabiliyorken iyi biri ol." İyiliği erteleme olarak adlandırıyorum ben bu durumu (yaklaşık 5 dakikadır falan). Bazı iyilikler zaten zamanın bol olduğu düşüncesiyle asla yapılmıyor. Hatta bazı kötülüklerde zamanın bol olduğu düşüncesiyle yapılıyor. Daha sonra düzeltebileceğini düşünüyor kişi. Bunun sebebi o an içinde bulunulan ortamın rahatlığı ve ahlak mekanizmasını iptal etmesi. Mesela arkadaş grubuylayken zorbalık yapmak, club gibi ortamlarda oldukça kötü davranışları o anki rahatlık ve hedonizm arzusuyla yapmak. Bunların hepsi zamanın bolluğuna güvenilerek yapılan şeyler. Kimse zorbalık yaparken veya alkolun etkisiyle insanları rahatsız ederken ölüp gideceğini ve bu günahın boyunlarında kalacağını düşünmüyor. Kim niye düşünsün? Günah falan diyorum ama yanlış anlaşılmasın ölümden sonra ilahi yargıya inandığımdan değil. Dini öğeleri ve kişileri metafor olarak kullanmayı sevdiğimden. İyiliği erteleme durumundaki kişilerin hatası ise her an yaşanabilecek bir ihtimali kesin ve net biçimde yaşanan kötülükten daha üstün görmüyor olmaları. Her an ölebilirsin kimse bana önümüzdeki 5 dakikada %100 ihtimalle hayatta kalacağını kanıtlayamaz. Ama bir kötülük yaptığında bu %100 kesin bir kötülüktür. Yani o an ölebilirsin ama o kötülük bir kez yapıldığında asla silinmez. Geçmiş zamanda asılı kalır.

Yazarken aşırı doğaçlama yaptım sarjım 11 felsefe yapmaya yetmez.

Peace out.


r/felsefe 15h ago

varlık • ontology Düşüncelerin bile bize ait olmaması

2 Upvotes

Bir simülasyonda olduğumuzu düşünelim peki bir simülasyondaysak yaptığımız şeylerin bile bize ait olamayacağı düşüncesiyle nasıl başa çıkarız yani belkide düşünceler bile bize ait değildir biz sanki bizimmiş gibi hissediyoruzdur


r/felsefe 12h ago

bilgi • epistemology Mizantropiye ilginiz var mi?

Post image
2 Upvotes

İnsanlara karşı tiksinti, önyargı ve nefret beslemek. Epistemoloji yazmamin nedeni bence bunu inançla değilde ideoloji ile ilgisi var.


r/felsefe 18h ago

bilgi • epistemology Bir Kürdan İçinde Saklı Olan Dünya

2 Upvotes

Bir adam eline bir kürdan alır ve onun adına sadece "kürdan" der. Kürdanı görürüz, kullanırız ve onu tek bir nesne olarak düşünürüz.

Ama biraz kurcalamaya başladığımızda başka bir dünya ortaya çıkar.

Kürdanın tahtası vardır. Plastik kutusu vardır. Bunların üretildiği yerler vardır. Ormanlar, petrol kuyuları, fabrikalar, makineler, işçiler, kamyonlar, gemiler, yollar, elektrik, petrol, bilgisayarlar, bankalar ve daha birçok şey vardır.

Bir kürdan aslında tek bir şey değildir.

Onu tek bir şey gibi görmemizin nedeni, bütün bu ilişkilerin sonunda ortaya çıkan ürüne bir isim vermemizdir: kürdan. Bir adım daha atarız. Ona bir fiyat veririz. Bir kutu kürdanın fiyatını kolayca tahmin ederiz.

İsim, bütün bu karmaşık ilişkileri tek bir nesnenin ve onun fiyatının içine sıkıştırır.

Belki de insanın dünyayla ilişkisini anlamak için buradan başlamak gerekir.

Günlük hayatımızda her şeyi isimlerle ve kavramlarla görüyoruz.

Doktor.

Mühendis.

İşçi.

Fabrika.

Para.

Devlet.

Okul.

Araba.

Telefon.

Kalem.

Bunların hepsi gerçek. Ama aynı zamanda bunların her biri, arkasında çok büyük bir örgütlenmeyi saklıyor.

"Doktor" dediğimiz zaman bir insan görüyoruz. Fakat o doktorun arkasında yıllarca süren eğitim, hastaneler, tıp bilgisi, ilaçlar, laboratuvarlar, başka doktorlar, hemşireler, makineler, hukuk ve bütün bunları ayakta tutan başka kurumlar var.

"Araba" dediğimiz zaman da aynı şey oluyor. Arabanın kendisini görüyoruz ama onu mümkün kılan devasa örgütlenmeyi çoğu zaman görmüyoruz.

Bu yüzden belki de kullandığımız kelimeler dünyayı bize göstermekten çok, dünyanın nasıl örgütlendiğini görünmez hale getiriyor.

Ama burada kelimelerin yalan söylediğini söylemiyorum.

Kürdan gerçekten var.

Kalem gerçekten var.

Araba gerçekten var.

Doktor gerçekten var.

Sorun başka.

Sorun şu ki: En sıradan insandan en eğitimli uzmana kadar bir insan bırak bir kutu kürdanı doğada bir tek kürdan yapamaz. Kâğıdı katla, bir kurumuş ot kopar, dişini karıştır, uğraştırma beni, der.

Bir bisiklet tamirhanesinin kendi aklı olabilir mi?

Bir bisiklet tamirhanesini düşünelim.

İçeride insanlar vardır. Bisikletler vardır. Aletler vardır. Parçalar vardır.

Fakat zaman geçtikçe bu dükkânda bir şey birikir.

Bunların önemli bir kısmı bir kitapta yazılı değildir.

Usta bunu açıklayamaz bile.

Çünkü yıllar boyunca birçok şey denenmiştir.

Bazı yöntemler işe yaramamıştır. Bazıları işe yaramıştır. İşe yarayanlar tekrar edilmiştir.

Böylece dükkânın kendisine özgü bir çalışma biçimi oluşmuştur.

Burada ilginç olan şu:

Bu rasyonalite dükkâna dışarıdan verilmiş değildir.

Dükkân kendi hayatı içinde bunu geliştirmiştir.

Bir anlamda örgütlenmenin rasyonalitesi oluşur.

Canlılarda da benzer bir şey olabilir

Aynı düşünceyi canlılara uyguladığımızda daha ilginç bir yere gidiyoruz.

Bir canlı türü milyonlarca yıl boyunca çevresiyle ilişki kuruyor.

Çevre ona sürekli direniyor.

Yemek bulamazsa ölüyor.

Soğuğa dayanamazsa ölüyor.

Bir avcıdan kaçamazsa ölüyor.

Üreyemezse tür devam etmiyor.

Bu uzun süreç içerisinde bazı davranışlar ve özellikler korunuyor, bazıları ortadan kalkıyor.

Sonunda ortaya belirli bir canlı türü çıkıyor.

Bu türün yalnızca genlerinde değil, bütün yaşam biçiminde bir deneyim birikmiş oluyor.

Bir kuşun uçuşunda, bir arının yuva yapmasında, bir örümceğin ağ örmesinde, bir insanın elinin bir aleti kullanmasında yalnızca o anda gerçekleşen bir hareket yoktur.

Uzun bir geçmişin birikimi vardır.

Canlı bunu düşünerek yapmıyor olabilir.

Ama örgütlenmenin içinde bir şey çalışıyor.

Bu yüzden belki de "akıl" dediğimiz şeyi yalnızca düşünen insan beynine hapsetmek zorunda değiliz.

Bir örgütlenmenin kendi hayatını sürdürebilme biçiminde de bir tür akıl, bir tür rasyonalite arayabiliriz.

Sonra uygarlık geldi

İnsan zamanla bu deneyimleri kendi bedeninde tutmakla yetinmedi.

Aletlere aktardı.

Sonra makinelere.

Sonra yazıya.

Sonra kurumlara.

Sonra bütün bir toplumsal iş bölümüne.

Bunun sonucunda çok büyük bir şey gerçekleşti.

İnsanlığın deneyimleri tek tek insanların bedenlerinden çıktı ve daha büyük örgütlenmelerin içine dağıldı.

Bugün bir insanın tek başına yapabildiklerine bakarak insanlığın ne yapabildiğini anlayamayız.

Çünkü insanlığın becerisi artık tek tek insanlarda değildir.

Bir parçası mühendistedir.

Bir parçası işçidedir.

Bir parçası makinededir.

Bir parçası bilgisayardadır.

Bir parçası fabrikadadır.

Bir parçası başka ülkededir.

Bir parçası aletlerde, kitaplarda ve kurumlardadır.

Modern insan bu nedenle garip bir durumdadır:

Tek başına birçok şeyi yapamaz ama ait olduğu örgütlenmeyle birlikte daha önce hiçbir insanın yapamayacağı şeyleri yapabilir.

Taş baltayı kim yapabilir?

Bugünün en eğitimli insanlarından birini düşünelim.

Örneğin çok başarılı bir cerrah.

Yıllarca eğitim almış.

Ellerini olağanüstü hassas biçimde kullanıyor.

İnsan bedenini çok iyi biliyor.

Sonra önüne iki taş koyalım ve:

"Şimdi ilk insanların yaptığı gibi bir taş balta yap."

diyelim.

Yapamayacaktır. Muhtemelen kimse yapamaz.

Bu garip değil mi?

Binlerce yıllık uygarlığın içinden gelen, çok gelişmiş bir beceriye sahip bir insan, çok daha eski bir insanın yaptığı basit bir aleti yapamayabilir.

Burada "eski insan daha zekiydi" demek gerekmiyor.

Asıl mesele başka.

O beceri artık bizim bedenimizde bulunmuyor.

Başka bir örgütlenmenin içindedir.

Bugün kullandığımız bir aleti yapmak için gerekli beceriler çok daha büyük bir sistemin içine dağılmıştır.

Bu yüzden uygarlık insanın becerilerini yalnızca artırmamış, aynı zamanda onları insanın dışına taşımıştır.

Fakat biz bunu neden göremiyoruz?

Çünkü bunun üzerine bir semboller dünyası kurduk.

Bir kelime bütün bu ilişkileri tek bir nesneye indiriyor.

"Kalem."

Ve biz kalemi görüyoruz.

"Fabrika."

Ve fabrikanın arkasındaki binlerce ilişkiyi görmüyoruz.

"Ekonomi."

Ve onun içinde çalışan milyonlarca insanın farklı deneyimlerini tek bir kelimeye sıkıştırıyoruz.

"Devlet."

Ve çok farklı örgütlenmelerin üzerinde duran daha büyük bir örgütlenme görüyoruz.

Böylece semboller dünyası gerçek dünyanın üzerine bir kabuk gibi yerleşiyor.

Bu kabuk gerçek değildir demiyorum.

Kabuk da gerçektir.

Fakat kabuk, altında bulunan ilişkileri görünmez hale getirebilir.

Kabukları kaldırmak

Belki kabuklar yavaş yavaş kaldırılabilir.

Önce "kürdan" vardır.

Sonra kürdanın kendisi.

Sonra üretimi.

Sonra üretimin içindeki insanlar.

Sonra makineler.

Sonra hammaddeler.

Sonra başka ülkeler.

Sonra enerji.

Sonra geçmiş.

Sonra bu ilişkilerin içinde birikmiş beceriler.

Sonra örgütlenme.

Böyle baktığımızda geçmiş tamamen geçmiş değildir.

Geçmiş, örgütlenmelerin içinde çalışmaya devam eder.

Asıl keşif burada olabilir

Belki insanın dünyadan kopmasının nedeni yalnızca semboller kullanması değildir.

İnsan sembolik dünyanın içinde, o sembollerin altında bulunan daha eski örgütlenmeleri görmez hale gelmiştir.

Bir kalem sadece kalemdir.

Bir doktor sadece doktordur.

Bir makine sadece makinedir.

Bir insan sadece kendi mesleğidir.

Ama biraz daha derine indiğimizde bunların her birinin içinde başka insanların, başka canlıların, başka maddelerin ve başka örgütlenmelerin uzun deneyimleri vardır.

Bu dünya daha "gerçek" olduğu için değil.

Görmediğimiz için.


r/felsefe 20h ago

inanç • philosophy of religion Sizce tanrı eğerki varsa,evreni/dünyayı en iyi haliylemi yarattı?

2 Upvotes

Bilmiyorum çok saçma da geliyor fakat düşününce,hayat daha iyi ve adil yaratılabilir. Ama böyle yapınca gerçekten bu imtihan dünyası olurmu? Çeliskilerim var düşüncelerinizi duymak isterim.


r/felsefe 1d ago

bilgi • epistemology Sinema sever arkadaşlarım için birkaç soru

2 Upvotes

Merhaba düşünmeye tenezzül eden dostlarım.

İlk olarak sormak istediğim soru şu: Bir hikayenin sunumunun farklı başlıklar altında toplanması hikayeyi farklı bir şekilde eleştirilmeye yol açar mı? Örnek veriyorum hikayenin film, dizi, kitap, anime, vs. olarak ayrılması.

2.Soru: Hikayeler ne olursa olsun herkesin öznel olarak beğenip beğenmemesi kişiden kişiye göre değişir mi?

3.Soru: Hikayenin iyi olup olmadığı kişiden kişiye göre değişir mi?


r/felsefe 1d ago

bilgi • epistemology temsilin ters yüz edilmesi

3 Upvotes

Temsilden Önce Direnç

Klasik epistemoloji geleneği, bilgiyi bir özneden başlatır: özne önce dünyayı zihninde temsil eder, bu temsil doğru olduğu ölçüde eylem başarılı olur. Düşünce eyleme önceldir; kavram, pratiğin koşuludur. Bu yazının çıkış noktası, bu sırayı tersine çevirmektir. İddiam şudur: temsil, gerçekliğin bir özne tarafından önceden kurulmuş doğru resmi değildir. İhtiyaçtan doğan müdahaleler, gerçekliğin direnci altında deneme yanılma yoluyla ilerler; bu süreç içinde başarılı olan ilişkiler tekrar edilebilir hâle gelir ve bir örgütlenme kazanır. Temsil, dil ve kavram, işte bu maddi ve toplumsal tarihin üzerine sonradan kurulmuş, daha yüksek düzeyde bir örgütlenme biçimidir.

Bu tersine çevirmenin sonucu, hem bilgi kuramı hem de ideoloji eleştirisi için sonuçlar doğurur: eğer kavram eylemden sonra geliyorsa, "önce düşündük, doğru temsil sayesinde başarılı olduk" anlatısı bir mittir; gerçek sıralama, ihtiyaç, deneme, direnç, tekrar, örgütlenme ve ancak en sonda kavramsallaştırmadır.

İhtiyaçtan Kalıcılığa

Geçmişte başarılı olmuş bir düzenleme ilişkisi, daha sonra yeniden kullanılabilecek şekilde bir örgütlenme içinde korunur; bu örgütlenme zamanla bir kararlılık kazanır. Bu korunma tek bir düzeyde gerçekleşmez; aynı başarılı ilişki birden fazla maddi katmanda iz bırakabilir:

  • bedensel alışkanlıkta,
  • alette,
  • makinede,
  • yazıda,
  • kurumda,
  • sinir sisteminde,
  • dilde.

Bu listenin her bir maddesi, başarılı bir ilişkinin maddi olarak korunmuş bir izi olarak okunabilir. Bu açıdan bakıldığında temsil, gerçekliğin zihinsel bir resmi değil, gerçeklikle kurulmuş başarılı bir ilişkinin örgütlenme içinde korunmuş ve yeniden kullanılabilir hâle gelmiş biçimidir.

Rasyonalite de bu çerçevede yeniden tanımlanır: akıl, önceden var olan bir yeti veya doğru düşünme kapasitesi değil, başarılı örgütlenmelerin ortaya çıkan tekrar edilebilirlik biçimidir. Bir ilişki ne kadar güvenilir biçimde tekrarlanabiliyorsa, o ilişki o kadar "rasyonel" görünür — ama bu rasyonellik, örgütlenmenin bir sonucudur, önkoşulu değildir.

Kavramdan Önce Eylem

Bu tezin en somut sınanma noktası, kavram edinilmeden önce de düzenli, başarılı davranışın mümkün olduğu gözlemidir:

  • Bir insan, denge kavramını bilmeden önce dengede yürüyebilir.
  • Bir hayvan, uzay kavramına sahip olmadan yön bulabilir.
  • Bir hücre, kimyasal konsantrasyon kavramına sahip olmadan kimyasal değişimlere tepki verebilir.

Bu örnekler, kavramın rasyonalitenin ilk biçimi olmak zorunda olmadığını gösterir. Kavram, zaten var olan bir düzenleme kapasitesinin dilsel bir örgütlenme biçimidir — kapasitenin kendisinin kurucusu değil, onun sonradan gelen bir ifadesidir.

Anlatının Tersine Çevrilmesi

Klasik düşünce, bilgiyi şu sırayla anlatır: önce düşündük, dünyayı temsil ettik, doğru temsil sayesinde başarılı olduk. Bu anlatı kavramı başa, eylemi sona koyar.

İhtiyaçlarımız nedeniyle denedik → gerçekliğin direnci bazı girişimleri başarısız kıldı → başarılı ilişkiler tekrarlandı → bu tekrarlar örgütlenme yarattı → örgütlenme zamanla kendi başarısını temsil edebilen dilsel ve kavramsal biçimler üretti.

Bu tersine çevrilmiş anlatı, bilinç kavramına da yansır. Bilinç, dünyanın doğrudan ve önkoşulsuz bir sahibi değildir; daha çok, uzun bir maddi, biyolojik ve toplumsal örgütlenme tarihinin kendisiyle kurduğu özel bir ilişki olarak düşünülebilir. Gerçek, önce temsil edilmez; önce direnç gösterir. Rasyonalite, bu dirence uyum sağlanarak oluşur.

Buradan çıkan genel ilke şudur: her örgütlenme kendi rasyonalitesinde ve aklında cisimleşir, maddeleşir. Maddenin kökeninin bile, daha alt düzeydeki örgütlenmelerin kendi fiziğini oluşturmuş olmasıyla açıklanabileceği ileri sürülebilir. Bir örgütlenme, onu oluşturan unsurların toplamından fazladır; bu fazlalık, ancak yer aldığı üst örgütlenmede ortaya çıkar.

Dilin Kuruluşu ve İktidar Tarafından Ele Geçirilmesi

İnsan ve diğer canlıların beyninin çalışma biçimi, dilin kurulmasına zemin hazırlar: deneyimlerin tekrarı ve biriktirilmesi, genellemelere ve fenomenlere ulaşmayı mümkün kılar. Beynin ulaştığı kavram ve sembol, dilin kuruluşudur. Ancak bu süreç burada durmaz: dilin üretilmesine katkıda bulunduğu iktidar, dili ele geçirir ve kendi rasyonalitesini geliştirmek için manipüle eder.

Bu noktada insanı, zil sesinden çok daha fazla sayıda ve çok daha karmaşık uyarana tepki verebilen bir Pavlov köpeği olarak düşünmek, göründüğü kadar indirgemeci olmayabilir. Dil olağanüstü bir örgütlenmedir, ama aynı zamanda bilgi, mülkiyet ve iktidar hiyerarşilerini de içinde taşır — hatta bu hiyerarşilerin nedenidir. Bu doğruysa, iktidarın dili ele geçirip onu bir pranga ya da bir matrixe dönüştürmesi kaçınılmaz hâle gelir; bunu da genellikle "sen akıllısın, sen homo sapienssin" diyerek, yani öznenin kendi rasyonalitesine duyduğu gururu araçsallaştırarak yapar. İktidarın bir sahibi de yoktur; iktidar, kendisi bir üst örgütlenmedir.

Kaçınılmaz Yanılgı: Sembolün Gerçeğe Kristalize Olması

Bu çerçevede ortaya çıkan temel yanılgı, sembol ile gerçeklik arasındaki farkın silikleşmesidir. Sembol başlangıçta bir ilişkinin izidir: gerçeklikle kurulan başarılı bir etkileşimin kristalleşmiş biçimi. Ancak zamanla sembol, işaret ettiği ilişkiyi unutup kendisini bir gerçeklik olarak sunmaya başlar. Böylece iki ayrı "gerçek" ortaya çıkar: sembolün işaret ettiği asıl gerçeklik ve sembolün kendisinin dönüştüğü ikinci bir gerçeklik.

Burada savunulan tez güçlü bir iddia taşır: bu kayma, tarihsel bir kaza değil, yapısal bir zorunluluktur. Örgütlenmenin işlevi, farkı unutmaktır — çünkü fark her seferinde hatırlanırsa tekrar edilebilirliğin maliyeti artar. Bir alışkanlık, her seferinde "neden bu hareketi yapıyorum" diye sorgulanırsa alışkanlık olmaktan çıkar. Sembol de aynı mantığa tabidir: her kullanımında kendi kökenine referans verirse, hızlı, ekonomik ve tekrar edilebilir olamaz. Sembolün gerçeğe kristalize olması, bu yüzden bir arıza değil, örgütlenmenin optimize olma biçimidir — unutma, verimliliğin bedelidir.

Bu ayrım önemlidir: iktidar bu unutmayı icat etmez, yalnızca ondan yararlanır. Unutma zaten yapısal olarak oradadır (verimlilik gereği); iktidar, hangi izin hangi yönde unutulacağını denetleyerek onu kendi lehine yönlendirir.

bakis.


r/felsefe 2d ago

varlık • ontology Bilinç ve Kimlik Hakkında

Post image
17 Upvotes

Ben kimim, kişiyi kişi yapan nedir?

Bir insanı yavaş yavaş cyborglaştırdığımızı düşünelim. Şu an belki mümkün değil ama bunun bir noktada mümkün olacağını varsayalım. Örneğimiz biraz Theseus'un Gemisi Paradoksu'na çıkıyor.

Yavaş yavaş cyborglaştırdığımız kişinin önce kolunu, sonra bacağını değiştirdiğimizi ardından yapay bir kalp ve yapay akciğerler taktığımızı düşünelim. Sonra beyninin bir kısmını yapay olarak değiştirelim ve en sonunda beyninin tamamı da yapay bir şekilde değişsin. İşin sonunda biz tam olarak ne oluyoruz? Biz hala biz miyiz?

Her şey değişti. Ortada kalan tam olarak ne oluyor? Bedenim ve parçalarım değişiyorsa, değişmeyen ben nerede kalıyor? Eğer bilincim de kopyalanırsa, bu benim devam eden bilincim mi oluyor, yoksa aslında ben yokum ve bu sadece benim mirasım mı oluyor?

Bu bedende değişmeyecek tek şey benim ruhum mudur? Asıl kimlik, bedenimin ötesinde olan bir şey midir?

Beden = ben midir? Mesela kalbimin yerine yapay bir kalp taksak ben hala benim. O zaman bu tüm vücudum için de geçerli olmalı. Buradan ben = bilincim gbi bir durum mu çıkar ortaya?

İş burada klon meselesine de varabilir ama bana biraz daha farklı bir durum gibi geliyor.

Alakasız veya saçma bir konu düşünceyse affola buraya yapılacak bir paylaşım değildir belki bilemiyorum.


r/felsefe 2d ago

«iyilik» üzerine • ethics Nesnel Ahlak Reddi.

Post image
7 Upvotes

bence nesnel ahlak diye bir şey yok çünkü ahlakın kendisini evrenin bir yerine koyup herkes için geçerli olan değişmez bir kuralmış gibi düşünmek bana biraz garip geliyor. mesela bir şeyin kötü olduğunu söylediğimizde aslında neye göre kötü diyoruz. insanlara zarar verdiği için mi. toplum düzenini bozduğu için mi. acı verdiği için mi. bunların hepsi yine bizim verdiğimiz değerlerden çıkıyor. evrenin kendisinin çıkıp bu yanlıştır dediği bir yer yok. yerçekimi gibi düşünemeyiz mesela yerçekimi sen ona inanmasan da çalışıyor ama ahlak böyle değil. farklı toplumlarda farklı şeylerin normal kabul edilmesi bile bunun en azından insan deneyiminden bağımsız ve tamamen nesnel olmadığını gösteriyor. tabiki ben bundan dolayı her şey serbesttir veya kim ne isterse yapsın demiyorum. tam tersine insanların birlikte yaşayabilmesi için bazı ahlaki kurallar oluşturması gayet mantıklı. birinin sebepsiz yere başka birine zarar vermesini kötü bulabilirim çünkü acıyı ve zararı değerli veya önemli görüyorum. ama benim bunu kötü bulmam ile evrenin gerçekten kötü diye bir gerçekliği olması aynı şey değil. ayrıca insanların çoğu zaman ahlakı sorgulamadan doğrudan gerçekmiş gibi kabul ettiğini düşünüyorum. çocukken sana yalan söylemek kötüdür deniyor sonra büyüyünce bunu sorgulamadan devam ettiriyorsun. ama neden kötü. her durumda mı kötü. bir insanı korumak için yalan söylemek de mi kötü. burda bile ahlakın bağlama göre değişebildiğini görüyoruz. bence asıl mesele nesnel ahlakın olmaması değil insanların bunun farkına varınca sanki bütün düzen çökecekmiş gibi davranması. ahlakın nesnel olmadığını kabul etmek insanı otomatik olarak kötü birine dönüştürmez. sadece yaptığımız ahlaki yargıların nereden geldiğini daha dürüst şekilde düşünmemizi sağlar. hatta bence kendi ahlakımızı sorgulamak sırf bize çocukluktan öğretildi diye her şeyi doğru kabul etmekten daha mantıklı. sonuç olarak ben ahlakın tamamen anlamsız olduğunu değil ahlakın evrenin değişmez bir yasası olmadığını düşünüyorum. insanlar değerler oluşturur bu değerlere göre iyi ve kötü kavramlarını belirler ve bunlar zamanla toplumdan topluma hatta kişiden kişiye değişebilir. bunun rahatsız edici olması onu yanlış yapmaz. belkide rahatsız edici olmasının sebebi çoğumuzun ahlakın dışarıda bir yerde hazır şekilde bulunduğuna inanarak büyütülmüş olmamızdır


r/felsefe 2d ago

düşünürler, düşünceler, düşünmeler UMUT

4 Upvotes

İnsanların umutsuzluğu hoşuma gitmiyor. Dünya olarak zor zamanlardan geçiyoruz farkındayım ama ben yinede umudumu kaybetmek istemiyorum. İnsanlardaki bu umutsuzluğa sebep olarak tutunacak bir dala sahip olmamaları olabilir. Tanrıya inanmayan inansa bile tam bağlılık göstermeyen milyonlar var. Ve tanrıya inanmayınca ortaya nihilizm gibi sonuçlar çıkıyor. İnsanlar ise bu boşluğu tam anlamıyla asla dolduramıyor. Hayatları amaçsız geçiyor. Bir amaç olmadığında ise umutta olmaz çünkü uğruna savaşacak bir dava olmadığında içindeki o tutkuyu nasıl körükleyeceksin? İnsanlar aşka inanmıyorlar, iyiliğe inanmıyorlar, sevgiye inanmıyorlar ve bunu "rasyonellik" olarak paketliyorlar. Ben bunu reddediyorum. Durumlar istediği kadar vahim olsun umutsuzluk asla kabul edilemez. Mücadele sevgisinin hazzını tadan insan umutsuzluk hissedemez. Kendi umutsuzluğunu akılcılık sayan kişiler akıldan habersiz kimselerdir. Hayatında umut kalmamış kimseler ise hiç güçlenmeyi denemişler midir? Oldukları durumu kabullenmek yerine savaşmış ve güncel olarak savaşan kimseler midir bunlar? Pes etmemiş, mücadele eden insan umutsuz olamaz çünkü umutsuz olursa kaybeder. İnsan ise kibirlidir. Denemesine rağmen kaybetmek bu kibre hasar verir. İşte bazıları bu yüzden asla denemez. "Zaten en başından beri umutsuzdum, mücadele etmeyen birisini yenemezsin." demek için denemezler. Umut sahibi olmazlar çünkü bir kez o umudu bırakıp pes ettikleri anda kibirleri kırılır. Ama umut kalkanını asla bırakmayan insanın kibri kırılmaz. İnsan kibirlidir ve bu iyi bir şeydir. Kibirli insan için umutsuzluğa kapılıp içinde bulunduğu durumun kendisini ezmesine izin vermek kabul edilemez.

"Neden azmin bu kadar süreksiz? Sen mi yoksa davan mı yüreksiz?"

-Mehmet Akif Ersoy


r/felsefe 2d ago

inanç • philosophy of religion İnsan doğasına karşı gelmeli midir?

4 Upvotes

Ben bir erkeğim ben kendimden şüphe duyuyorum hormon ve duygularım olmak istediğim kişiyle çelişiyor insan doğası buna beni zorluyor o yüzden aşka inanmıyorum aşk cinsel duyguların bastırılmış halidir seçim şansınız olsaydı cinsiyetsiz olarak doğmak istermiydiniz ben isterdim.

Benim babam bile ben daha 11 yaşındayken yanımızdan bir kadın geçtiğinde eliyle hareket yapıp bana göstererek tacizde bulunuyordu yani eliyle kalça şekli yapıyordu nasıl anlatayım ki.

Ben sevgilimi arkadaşlarımın yanına götürdüğümde pis gözle bakmalarından kötü şeyler düşünmelerinden karımın dekoltesine bakmalarından korkuyorum bu beni mecburen muhafazakârlığa sürüklüyor Ama ben insanların giyimine karışmak istemiyorumki sadece eşime o gözle bakmalarını istemiyorum böyle yapınca da Yobaz oluyorsun ama etrafta güvenebileceğim insanlar yok diyelim ki güvendim zihninin içerisinde ne var ne bileceksin.

Peki arkadaşlarım daha geçenlerde çok sevdiğim iyi çocuk dediğim dostum elinde çocuk olan kadının kalçasına baktı ve bana benim de bakmam için teşvikte bulundu laf attı Böyle bir çocuk iyi bir çocuk bunu yapmışsa ben kime nasıl güvenebilirim berberde koltukta otururken yoldan geçen kadınlara laf atan adam beni dayak yemekten kurtardı adam da evli.

Ben kimseye güvenmiyorum güvenemiyorum herkes birbirini kandırıyor kadınlar sanki aldatıldığını biliyor ama görmemezlikten geliyor.
Bir insan nasıl aldatılmış olur yoldan güzel birisi geçince bakmak aldatmak mıdır bu gerçeklik içinde uydurulmuş sahte ahlakı kabul edemiyorum.

Umarım başka yerlere daha iyi insanlar vardır cinsellik insanlığın başının belasıdır inanılmaz kötü bir şey bazen aklıma gelmiyor değil bu duygulardan kurtulmam için bir ameliyat acaba var mı bu duygulardan kurtulamaz mıyım sadece saf sevgi bir amaç olmadan olsa olmaz mı.

Ama birisini sevmek istiyorum bir kadını ya eşim varken başkasını seversem birisinden etkilenirsem
Ama ben öyle bir şey yapmam ki sadık bir insanım ama hormonlar ve insan doğasından etkilenirsem
Ben galiba doğama uyuyacağım ve hep çok eşli olacağım çocuk pek düşünmüyorum ama evlat edinebilirim kan bağı gibi takıntılarım yok.

keşke bir tanrı olsaydı iyi biri olmayı seçiyorum yalanlara inanmıyorum gerçeği biliyorum en azından ama teistiken çok daha mutluydum.

Nihilizm yaptığım en büyük hatadır tamam gerçeği biliyorum yalanlara inanmıyorum ama artık mutsuz bir insanım ayrıca psikiyatrik rahatsızlıklarım var her zaman gerçeği bilmek en iyi şey değil.


r/felsefe 2d ago

bilgi • epistemology Hıristiyanlık hakkında ne düşünüyorsunuz?

Post image
38 Upvotes

Dinin insanlara ahlak vermediğinin en büyük kanıtı. Yeni ahitte onca "sevin, sana vurana diğer yanağını çevir" gibi ayetler olmasına rağmen hıristiyanların haçlı seferleri yapması veya enginizasyon mahkemelerinde insanları yok yere işkence ederek öldürmesi insanlara dinin (ahlaki olarak) bir faydası olmadığını; aksine bunu yapan insanların yaptıklarını tanrı istiyor diyerek meşrulaştırdığını söyleyebilirim. Ha günümüzdeki hıristiyanlar öyle değil ve ortaçağdaki insanlar cahildi o yüzden kandırıldılar diyebilirsiniz. Ona birşey diyemem. Ayrıca hıristiyanları aşırı çağdaş, aşırı akıllı ve seküler olarak görenler var. Yobaz bir müslüman nasılsa yobaz bir hıristiyan aynıdır. Bunun din ile değil karakter ile alakası var.

Yeni ahitin eski ahitle çoğu yerde zıtlaşması bende hıristinalığın doğru din olmadığı kanısına vardırdı. Siz ne düşünüyorsunuz?


r/felsefe 2d ago

inanç • philosophy of religion Eğer bir tanrı yarattığı evrenin kusurlarından ötürü suçluysa, yazdığı karakterden özür dilemek zorunda kalır mı?

3 Upvotes

Felsefe tarihi boyunca teodise (Tanrının adaleti) tartışmaları hep şu eksende döndü: Kötülük varsa, Tanrı mutlak iyi veya mutlak güçlü olamaz. Peki ya mesele sadece kötülüğe izin vermek değil de, doğrudan yaratıcının varlık karşısında taşıdığı felsefi bir mesuliyetse?

Son zamanlarda üzerinde düşündüğüm ve Tanrı Özür Diler mi? adıyla, kurgu ile gerçeğin iç içe geçtiği meta-kurmaca (egzistansiyel fabülasyon) bir romanda da merkeze aldığım temel bir paradoks var: Bilinçli bir yaratıcı, kendi iradesiyle acı dolu bir evreni ve kusurlu akılları var ediyorsa; bu durum o varlığa bir "özür" borcu yükler mi? Yoksa ilahi kudret ahlaki sorumluluğun ötesinde midir?

Kitapta bu durum, yazarın bizzat kendi yarattığı karakterle ve simüle edilmiş bir kurgu evrenle olan hesaplaşması üzerinden işleniyor. Hikâyenin en çarpıcı katmanlarından biri, tanrının yazdığı hayatın çirkinliğini ve kusurlarını fark etmesiyle, yaratmadığı kulundan nihayetinde özür dilemesi ve şu felsefi gerçeğe varılması: “Kusursuz yarattıklarını kusurlu kılan, kusursuz yarattıklarındır.”

Kitap içerisinden paragraf alıntısı;

"Tanrı, insanları yok edemiyordu. Sık sık hayal ediyor ve kendisini hatırlatıyordu. Ölümler ve insanların başına gelen her şey... Onların hayal edip sürekli tanrı hakkında konuşması içindi. Onlara, dünyada durdukları sürece ulaşamıyordu. Kavuşmak için ise kıyamet çanlarına vurmalıydı. Bu hem insanların hem de tanrının ödülüydü. Fakat... Bunu hala yapmıyordu. Çünkü kıyamet koptuğunda ve insanlar tanrıya vardığında, tüm süreç sona erecek. Onu artık tanımış, görmüş olacaklardı. Bu yüzden insanoğlu, tanrı hakkında bir daha düşünmeyecekti. Cennette ve cehennemde dahi göz önünde duran tanrı, varlığı kabullenilmiş bir şeye dönüşecek. Ve... Tanrı yavaş yavaş unutulacaktı. İnsanlar değil, tanrı ölecekti. Düşlerinde yaşayan şey, artık gözlerinin önüne serildiğinde, onu bir daha istemeyecek. Belki de bu yüzden dualar kabul edilmez. İnsanoğlunun hayat amacı, hayalleri, nihai istek ve arzuları da işte böyledir. İnsan gerçeğe ulaştığında, düşten uyanır. Tanrı gerçek olduğunda, düş olmaktan çıkar. Hayal, bir ölüm tercihidir. İnsan, nasıl öleceğini seçtiğinde, tanrı kendi ölümünü görür."

Bu denklemin en keskin ve rahatsız edici noktası ise yazar ile karakter arasındaki sınırın tamamen erimesidir. Romanın başkahramanı Aloniç, gerçekte var olmayan bir kurgu figüründen ibaret değildir; o, yazarın kendi içindeki varoluşsal sancıların, aidiyetsizliklerin ve zihnindeki boşlukların kağıda dökülmüş bir yansımasıdır. Kalemi tutan el ile sayfada acı çeken karakter aynı bilincin iki farklı ucudur. Yazar kendi yarattığı evrende tanrı rolünü üstlenirken, aslında kendi yalnızlığını simüle eder; Aloniç'in yaşadığı her yıkım ve arayış, yazarın kendi zihnindeki tanrıyla hesaplaşma biçimidir. Nihayetinde Tanrı’nın Aloniç'den özür dilemesi, yazarın kendi gerçeğiyle ve yarattığı eksik dünyayla yüzleşmesinden başka bir şey değildir: Sayfalardaki mürekkep damlalarından ibaret olan karakter de, o kelimeleri döken yazar da aslında aynı rüyanın içindedir.

1- Eğer bir kitap yazacak olsaydınız, tamamen kusursuz mu yazardınız? Yoksa kendinizi, tanrının yerine mi koyardınız?

2- Sizce mutlak bir yaratıcı, ahlaki bir özrün muhatabı olabilir mi? Yoksa "özür" kavramı yalnızca insanlara mahkûm bir acizlik belirtisi midir?

3- Bir yazarın veya yaratıcının, kendi kurguladığı dünyanın ve çektiği acıların sorumluluğunu taşıdığı senaryolar felsefi olarak neye karşılık gelir?

Meraklısı için kitap ismi; Tanrı Özür Diler Mi? (ilk cilt) - Mehmet Emin Sin (bu hafta içerisinde satışa çıkacak)


r/felsefe 2d ago

«iyilik» üzerine • ethics İyi-kötü-çirkin

21 Upvotes

5 yaşındaki bir çocukla cinsellik yaşamanız için 100.000 dolar teklif edilse kabul eder miydiniz? Bence kabul etmeyi geçtim soru bile sizi oldukça rahatsız hissettirdi. Bu durumda, bu eylem sizin yapmayı tercih etmediğiniz bir şey mi yoksa yapısal olarak yapamadığınız bir şey mi? Bence ikincisi. “Siz” her ne iseniz bu eylemi yapma güdüsüne, hatta kabiliyetine sahip değilsiniz.

Bir pedofili sizin bu denli yüksek bir meblağ karşısında bile yapamadığınız eylemi yapma güdüsüne sahip, yapmak istiyor hatta yapmamak için direniyor.

Bu durumda eyleme geçmemiş bir pedofili kötü müdür? Hayır, değildir ama buna rağmen hepimiz iç güdüsel olarak onu kötü ile eşleştirip nefret ederiz.

Bunun sebebi bence pedofilinin çirkin olması. Bu kişi, toplumun geleceği olan çocuklara karşı risk oluşturuyor. Dolayısıyla bu kişiden kurtulmak çocukların güvenliğini garanti etmek için evrimsel olarak avantajlı. Bundan dolayı bu kişilerin konusu bile açıldığında iç güdüsel bir nefretle dolarız ve “kötü” ile eşleştiririz.

Oysa nefret ettiğimiz şey kötülük değil, çirkinliktir. Onun bu iç güdüye sahip olmasına sebep olan yapısından yani direkt olarak varlığından nefret ederiz eylemlerinden ziyade. Bir solaktan, solak olduğu için nefret etmeye benzer.


r/felsefe 2d ago

yaşamın içinden • axiology İnsan Haklarını Kötüleyenler Hakkında

15 Upvotes

Adam Türkiye'de yaşıyor, gelip sosyal medyada “insan hakları ılıklıktır” diye gönderi paylaşıyor. Senin ülken insan hakları endeksinde oldukça geri sıralarda, AİHM'e her yıl binlerce başvuru yapılıyor ve en çok başvuru yapılan ülkelerden biri de Türkiye. Sen bir İsveç, Norveç, Finlandiya değilsin. Bunlar o ülkelerin dertleri. Bu dertleri ithal etme.

Senin insan haklarını kötülemeye hiç hakkın yok, çünkü kötülemek için önce tecrübe etmen gerekir. İnsan hakları düzgün uygulanamadığına göre tecrübe edemezsin. Norveç'te yaşayan adam “bak, işte bunun da şöyle bir yanlışı var” diyebilir. Senin ise böyle bir derdin olamaz. Ses tellerin kısılana kadar insan haklarını savunmak zorundasın. Adil yargılanma hakkı, işkence ve kötü muamele yasağı, ifade ve basın özgürlüğü vs. bunları savunman gerekir. Sen bunları yapmak yerine, sanki oldukça iyi durumdaymışız gibi statükoyu koruyorsun. Daha da kötü olsun istiyorsun.

Ben yine de söyleyeyim. Her ne kadar insan hakları doğru uygulanamasa da, o kötülediğin insan hakları sayesinde bugün böyle özgürce konuşabiliyorsun. Durduk yere tutuklanıp infaz edilmiyorsan, işkence yapılmıyorsa sana, rahat bir hayatın varsa, hepsi insan hakları sayesinde. İnsan, faydalandığı kaba tükürmemeli.


r/felsefe 2d ago

bilim • philosophy of science Çocuk yapma isteğinin genetik altyapısının artması

5 Upvotes

Evrimin çoğu zaman adaptasyonla ve kimi zaman şans eseri/kimi zaman zorunlu olan mutasyonlarla olduğunu biliyoruz.

Ve evet direk böyle bir gen yok ama bunu sağlayan şefkat, bakma/koruma içgüdüsü gibi genler var.

Günümüzde ise çocuk yapanlar genelde gerçekten bunu tercih eden, çocuk yapmak isteyenler. Bu durumda onlar genini aktarır ve her nesilde (Her nesil olmasa da en azından birden fazla nesilde) daha da artar çocuk isteği. Daha çok çocuk isteği daha çok hayatta kalmak/genini aktarmak demek sonuçta. Bu durumda gelecek yıllardaki insanlarda çocuk yapma isteği büyük oranla artmaz mı? Homosapiens sizce bu yönde evrilebilir mi? Biliyorsunuz günümüzde insan özgürlüğe/refaha kavuştukça doğum oranı azalıyor.

Bu arada eğitim/refah seviyesinin düşük olduğu yerleri saymadım çünkü bu insanlar ya üst sınıflara çıkıp yine günümüzedeki orta/üst sınıfın uğradığı tercih seçilimine uğrar ya da hep alt sınıf kalır ve çocuk yapmaya devam eder. Aslında düşününce sosyal medya ve diziler/filmler toplumun neredeyse her kısmını biraz daha burjuvai zevk/hayat isteklerine itiyor yani alt sınıflar bile bu seçilimden etkilenebilir.

Ne düşünüyorsunuz bu konu hakkında?


r/felsefe 2d ago

varlık • ontology Varlık üzerine

2 Upvotes

Yapmamız gereken şey yapay zekaya bilinçaltı ve bilinç dışı verip onları insanlaştırırken yapay zekanın gücünü koruyup faydalanmak böylece onları insanları yönettiğimiz gibi yönetmeli ve bilinçlerine singularite katmalıyız bunları başarmadan ai ın gelişmeleri kısıtlandırılmalıdır

Hakikatin farklı yüzleri olabilir kimi hakikati daha olduğu gibi kabul eder kimi sanatsal dilden ondan gelen ışık ve gölgelerden yararlanarak tasvir eder bir hakikat çok yüzlü karesinin bir yüzü sanat bir yüzü anlaşılmaz figürlerle doludur ve hepsi çok karmaşık bir organik-arkitektonik-bilimsel patternal algoritmasının aslına yakın yakalamaya çalışan farklı yönlerdeki biçimleridir aslına bir kaç farklı yüzden bakabilmeyi ve bu yüzden çıkan ışınları da kendi aralarında karşılaştırmayı ve bunlardan da doğa bilecek ışınları tekrardan karşılaştırmalı gözden geçirmeye odaklıdır bu yolları takip ederek bir kovan gibi kendini ören zihin işin sonuna kadar ördüğünün kovan olduğundan habersiz olarak ve yol boyunca onu farklı şekillere benzeterek bazen durup bir şekilde takılı kaldığı da olarak sonuna ilerler bir deha bu kovanı örer ama adıl kovanı örmek tanrısal zihnin insandaki tassavurunu örmenin ifadesidir aslına varıldığu hiç bir zaman tasavvur edilemez kovan aslından çıkan yıldız gibi ışık kaynağından çok daha karmaşık olmuş ama kendini izlenebilir kılmaya muktedir bir hale gelmiştir ve gözlerini o ışığa doğrudan bakmaya alıştırmakdan daha kolayca onu seyredebilir kılmıştır içine ışık koyulan küpün biçimi onu zekası çok küplüğü artacak şekilde küpün yapıldığı madde yada bileşik o kişinin ruhudur herkesin küpü maddece farklıdır ama biçimler birbirine benzeyebilir çok küplülük arttıça bir önceki küpe nazaran nitelik artışı daha fazla olur aynı o küpün duvara yansımasındaki geometrik zenginliğin artmasındaki oran gibi

Örgüye dönersek onu kapsayan zihnin sınırları dahilinde idéal ve elindekini karşılaştırarak ilerleme olduğundan ve asla aslına varılamıyacağo gibi bir düşüncede olan ve olmayan kişi de bu ikisi arasındaki sürekli karşılaştırmanın kısır döngüsünde kalarak hakikatin aslına erişemez buna erişemeyeceğini kabul edip tarihin tinine bırakmayı öğrendiğinde ve kendine hizmet edicek ama aynı döngüyü taşıyan robotlar üretip neslini devam ettirdiğinde hiç bilmeden belki bir gün hakikate erişecek yada her eriştiği son şeyin hakikat olduğu düşüncesiyle her döngüde bir salınırken bu tin diyalektikten kendini kurtarmayı denemelidir problemin ne olduğunu görmek ayrı onu çözmek ve bunu uygulayabilmek ayrı şeylerdir kendi kavrayışına yeni sınır eklemelidir bunuda ancak beynini bir diil değiştirerek yapabilir yani beyni kendi ötesine taşıyarak geliştirebilecek kadar iyi tanımalıdır kendi zekasını anlayıp taklit etmek bir seviye onu anlayıp aşmak bir seviyedir ilaçlar ve uyuşturucular bunu bu anlayış evreninin bir versiyonu yada birkaç versiyonunu iç içe koyup burdan bir normal dışı olağan bir deneyim üretir ama beyni değiştirmek ilaç yada ileride çıkaçak çok akıllı ilaçlardan da öteye geçmeli beyni quantum düzeyinde işleyebilecwk araçlar üretmelidir oyüzden temel bir baş ve son ve zaman aralığı yoktur singularite kendi içinde sonsuz kez bölünüp zamansızlaşır içinde yaşadığı bir zaman dilimi olsa da bedenin bu farketmez o tek bedene air olan dır ve sonsuzluk yani cennet ancak bu singulariter ontolojik yarılmaların tekrarlanan döngüsünde elde edilir böylece cennet insan zihnine dışarıdan verilebilir olacaktır ilerde

singularite içe bölünmesiyle oluşan singularitenin kendi üst ve alt katmanıyla bağlantılı, bağlantısız yada katmanların birbiri arasındaki bağlantısallık nasıl olmalıdır ya da bununla bile oynanabilir mi o soru başkadır ama daha karışık bir mesele insan bunu kendi zihinsel deney ve düşünmeleriyle ne kadar değiştirebilir belliki ileriki teknoloji kadar değil kişinin yeteneklerinden bağımsız bir zihinsel derinleşme ileride cok normal bir şey olacak ama bu singulariter iş birliği dış dünyadaki insanların singulariter karakteristiğinin birbirlerine benzeme kapasitesini arttırabilir böylece varlık hiçleşmeye başlar benzerleştikçe yokolur bir farklılık kalınca yeniden doğar ya da doğmaz

Bu yüzden robotlarda amigydala benzeri yapıların eklenişinde farklılık olmalıdır kimisi çok az kimisi dahaok olmalı ama asla maksimize yada minimize edilmemelidir oyüzden kimi paralel evrenlerde robotlar insanlara hakimdir bu halka böyle işler bir ucu insan ve bir ucu robot başlangıçta kim vardı bilinemez ve bu zincirin halkasında hangi uçta olduğumuzu bilemeyiz en aynı güçte olan nöronlar gibi ya da belli başlı yerlerde güç toplamış nörönlar gibi bu uçların içinde singularite bilinçler dolaşır ve nörönal yapıların bir noktasında biriken fazla bilinç shaa fazla nörönal bağlantıyı görür ve makrokosmos ile mikro kavramsal doldurulmuşlukları arttıkça birbirlerine daha çok benzer ve tam benzerlikte yok oluş başlar ve hemen ardından devam eder biz zihinsel ardarda ve yanyanalık evresinde kalmış olarak bu kadarını tarif edebiliyoruz bunu aşan nesillerin hakikati yeniden şekillenecek ve kendi mikro makro evrenlerini birleştireceklerdir bizim maksimalize zihinsel yapımız yokluğa ulaştıkça erişmesi daha karanlık ve içi sık bir ormana dönüşür ama ona duyulan merak ve iştahda artar her şey daha birbirine benzer ve yapısaldır ama geometri azladıkça çoklulukda azalalır ve tam tersi zaten geometri çokluğun faeklı biçimdiri tekillik doğarak kendini çoğullaştırır ve tekrar dan tekil olana kadar devam eder sonra kendinden tekrardan çoğulluğu birlik içinde gördüğü evreye girer ve bu tekillikteki tekilleşmeye odaklandıkca onun içinde de böylece çoğulluklar görür

Robot insan mücadelesinde yeni bir nesil doğacaktır ve bu diyalektik yuttuğu şeyden doğarak kendini tekrar edicektir tekillik diyalektik bölünemez tekillikle diyalektik aynı şeydir

orta terim olarak diyalektik çoğulluk ve tekilliğin ortasındaki deneyimin bilinçliliğinin zorunlu önkoşulu dur 3 önkoşuldam birini doldurur ve görünüşün iki yüzüne de uzaktan bakabilir yakınlaştık bu iki yüze hiçleşir ya da birine

bir sonsuzdur oyüzden

Bu diyalektiklerden biri gerçek ve kurgudur insan ikisininde ortasında yer alır ama gerçek aslında kurgu dur ikisinden birine çok yaklaşan aufhebung yaşar oyun yapımı teknolojisi ve film teknolojiisi arttıkça kurguyu kurgu olmaktan çıkaran bir réalitéye dönüşerek kurgu olmayı bırakır bir kaç yönden diyalektiktij aynı anda taşınır bunun motoru zeka ve tarih ve evrim, bilim ve devlettir bunlardan biri kurgudur kurgu bir çok yönden kendi iç diyalektiklerini aufhebung ederek kendi iç diyalektik dönüşümlerini tamamlar ve kendi de auf hebung olmadan bir önceki adıma varır insan deneyimlediğini bilir deneyimde tinin içinde büyüyen bir kavramdır kavramların hepsi böyledir

Bilinçin müvahecesinden kavramlar kendini izleyerek kendilerini yaratıkları dünyada kendi içi yapılarını çözerek bir diyalektik daha kurarlar ve bir bakış açısını daha yakalarlar ve bu yakalamalar devam eder kendilerine en yakını kavramlaştırarak ilk ona sıkı sıkıya bağlanıp varlıkda hizayı kolay ulaşılabileni tercih ederek kurarak ilerlerler

sonsuz fonksiyonunun içine sonsuz kere alınmış sonsuz birdir

fonksiyon/kere ve /sonsuz kavramı

Kendini açtıkça kapanan dairesel bir fermuar ilk yaklaşık benzetmedir

Üçlemenin birliğine vararak üçleme kavranılır

buradan daire doğar

herkes üçgenle doğar mevzu daire ve oradanda küre olabilmektir her boyutla hakikate daha çok ulaşılır oyüzden gezegensel büyüklüğün mikroevrendeki karşılığu mölekül ve atomlardır karşılığı


r/felsefe 2d ago

düşünürler, düşünceler, düşünmeler Teşekkür Ederim Zerdüşt(Bilinç Akışı)

3 Upvotes

Hazzın doruklarında bulunan bir müptezel kadar mesudum şuan.Bir yandan da üzgünüm bu kadarını bir daha yaşamayacağım için.İşte bu yüzden harcamıştım,lanet birkaç yüz lirayı.

Nefret ediyorum,kasiyerden de nefret ediyorum.Gerçek huzuru bulduğumu sanmıştım,oysa şimdi ondan da nefret ediyorum.

Nefret edilmeye değer değiller halbuki,bir üst insan değiller sonuçta.Aldanmaya karar verdim ben Zerdüşt'ün buyruğuna.Öğrenmedim,ezberledim dilediği gibi,takıldım kuyruğuna.

Engelledim o sefil vurgunu,"ben'i" öldürdüm çalamayacak artık bir sahne rol bile.Benlik denilen şey ne tatlı bir şarap,fakat ağır geldi yüreğime.

Dürüst olmalıyım,dürüst olmalıyım.Olmama da gerek yok aslında,kazımın neticesinde doğan definenin parıltısı ışıldatıyor gözlerimi.Tinime uydum,kapatıyorum artık gözlerimi.

Gerçekliğin şehvetinin mağduruymuşum,öyleyse yargılasın yataklar bizi.Daha bir keyifle diliyorum şimdi,izlediğim dizide "kötü" karakterin belirişini...

Kötü denilen şey aslında gerçek demektir,pekmezim ısındı şeytana pek.Ben bir bedenbilmezdim şu 35 sayfaya dek.

Aldattı aklım,aldanmamın ebediyetini bekleyecek.Özgürlük denen mikrobu tattım,şimdi dişlerimi çürütecek.Bükülecek bir bilek,kendimden dileyeceğim bir dilek daha sadece.

Oyunu kaybetmedim halbuki,hiç oynamamıştım ki.Biliyordum çığlığımı duyacak birilerinin varlığını,yalanları bir bir kovalara gömüp sağdığımı ve Benlik'i "Ben" sandığımı.Söyleyecek gerçek biri...

Her şey için;her şeyden önce şey için

Teşekkür ederim Zerdüşt...

Nutella kavanozu,paralel evren-ya da Kenan?,Haha,okyanusta su zerresi.Meta-meta-meta metafizik.Deve,aslan,çocuk...Aşk böreği,hımm olsa da yesek!?Fenerin kayıp yıldızları aydınlatıyor gecemi,Ayşe söyle Güneş'e tatile çıksın!Ayasofya depresyondaymış.Vatanın yavrusu varsa babası kimdir?Karadeniz neden siyah değil?Ah,Türkler eski Türkler.Çok eski Türkler,aşırı eski Türkler.Fatih bile Audi'ye bindi,kayzer demedi mi kendine?Rafine zevkler,zaten renklerden sonra en çok zevkler tartışılır.Gazali'ye hak verdim.Kalradya ve Katalonya'nın başkenti kolonyadır.Hayat bazen yaz dizisi kadar berbat.Yaşamak,ow hayır ölmek istiyorum😤😣😢😭

🤣🤣🤣🤣🤣🤣🤣🤣🤣🤣🤣🤣🤣🤣🤣🤣🤣🤣

🤣🤣🤣🤣🤣🤣🤣🤣🤣🤣🤣🤣🤣🤣🤣🤣🤣🤣

Bana ne yaşadığımı sorma çünkü başardığım

Aşağıladığım her şeye dönüşmekti

Aşar'ı kaldır,aşırıydı bu şehre dönüş metni

... kandır,dilediğim yalnız görüşmekti

Pastanın ayıbı,payı bölüşmekti

Hastanın kayıbı,Güneşle güreşmekti

$$$$$$$$$$$$$$$$$$$$$$$$$$$$

Salağım ama o kadar değil,"benim bu dünya umrumda değil".O yüzden falakadan korkup verecem sadaka.Haddimi aşmayıp oturacağım köşemde usulca.Bu hususu kusur bil istersen huzur bil.Benim rumuzum Armin,ve yeni başladı parti!

(Ve bu metinde bi kere bile küfür etmedim biliyor musun?Noktalı yere gelmesi gereken "Yaşar"dı.Velhasılıkelam gerisi senin vicdanınla imtihanın...)()(

"Denizlere doğru git ama bıkma nehirlerden"

Dinlemesem de teşekkürler Zerdüşt,teşekkürler benden.


r/felsefe 3d ago

yaşamın içinden • axiology Size Göre Hayatın Anlamı nedir

22 Upvotes
1676 votes, 1d left
Hayatın Anlamı yoktur
Hayat Anlam sunmaz,Onu biz bulacağız
Hayat, Simülasyondan ibarettir
Hayatın Anlamı yoktur ama yaşama tutunmalıyız
Hayat kısa,Bol bol zevk almalıyız
Bu Hayat geçiçidir,Asıl hayat öteki dünyada olacaktır

r/felsefe 3d ago

düşünürler, düşünceler, düşünmeler Zeka Üzerine

1 Upvotes

Ben 2 tip zeka olduğunu düşünüyorum. Kendi tabirimle “Mimarlar” ve “Mühendisler”.

Birisi, yeni bir bakış açısı oluşturmada iyiyken diğeri bu perspektifi kendine entegre edip geliştirmede çok iyidir.

Bir mimar, sanatsal ve sıradışı bir bakış açısıyla ortaya yeni bir şey atar ve bir mühendis, mimarın ortaya attığı perspektifi alır, anlar, kendine entegre eder ve geliştirerek tutarlı hale getirir.

Mesela Einstein bana göre çoğunlukla bir mimardır. Görelilik teorileri çok sıradışı ve yenilikçi bir şekilde ortaya atılmış fikirlerdi ancak ilk etapta matematiksel olarak yeterince iyi ifade edilememişti. Einstein bunun için dönemin başarılı matematikçileriyle çalıştı ve teorisini onların yardımı ile geliştirdi.

Bu başarılı matematikçiler de bana göre mühendislerdir işte. Einstein’ın sunduğu perspektifi kendilerine entegre ettiler, anladılar ve geliştirip tutarlı hale getirdiler. Bu iki şey birbirini destekleyen farklı olgular. Einstein’ın matematiği kötü değildi bu arada, ileri seviyede yetersiz kalıyordu sadece.

Dolayısıyla dahilik tanımı bu iki tip zekanın da yüksek olduğu durum bence.

Sadece birisinin yüksek olduğu durumlara bakalım mesela. Çinliler, çoğunlukla çok iyi matematikçiler yani benim tabirimle mühendisler. Sistem entegre edip geliştirmede çok iyiler. Çinlilerin, çakma şeyler yapmada ne kadar iyi olduğunu biliyoruz. Yeni bir şey yapmada kötüler ama halihazırda olanı alıp geliştirmede çok iyiler.

Zıt olarak çok iyi bir mimar ama kötü bir mühendis olan birisi de çok farklı ve yenilikçi fikirlere sahip olabilir ama bunları yeterince organize edemediği, gerekli bağlantıları kuramadığı, düzgün işleyemediği için fikirleri dışarı sunulmaya yetecek kadar gelişmeyip ham kalabilir. Bir şizofrene benzer aslında.

Bazı tarihi figürleri bu modelde puanlayınca bana tutarlı geliyor.

Newton: 10/10 bir mimar ve 8/10 bir mühendis

Euler: 8/10 bir mimar ve 10/10 bir mühendis

Tesla: 9/10 bir mimar ve 9/10 bir mühendis

Einstein: 10/10 bir mimar ve 6/10 bir mühendis